Ahireti Hatırlatan Dostlarım
Mustafa FERİT

Gelişinizi fark ettiğim ilk gün sizinle tanışacaktım. Fakat hayatın debdebeli akışında bu mümkün olmadı. Aynaya her baktığımda sizinle karşılaşıyordum... Fakat ciddi ve vakur tavırlarınız beni biraz ürkütmüştü. Benim dünyayı idrakim çok farklıydı.
Ben gençlik hevesatının tesiriyle bu âlemde ebedî kalacakmış gibi hayaller kuruyor ve tûl-i emel peşinde koşuyordum. Siz her hâlinizle bu dünyanın fânîliğinden, insanın bu dünyadaki ömrünün bir seyyahın ağaç gölgesinde belli bir süre dinlenmesinden ibaret olduğundan ve bu dünyadaki bütün işlerimizin öbür âlemdeki ebedî hayatı kazanmaya yönelik olması gerektiğinden bahsediyordunuz.
Bu ifadeler nefsime çok ağır gelmekte ve size kulak verdikçe eğlenceli hayatımın tadı kaçmaktaydı. Sizinle ne zaman karşılaşsam, hep aceleci tavırlar sergiler, sizden yüz çevirir ve bir türlü konuşma cesareti bulamazdım. Çünkü hakikatle yüz yüze gelmekten korkardım.
Bugün sizinle uzun uzun konuşmak istiyorum. Geçenlerde başıma gelen hiç beklemediğim bir hâdise beni konuşmaya mecbur etti.
Her zamanki gibi belediye otobüsüne binmiştim. Orta kapının hemen yanında ayakta duruyordum. Yakınımdaki koltukta oturan on üç-on dört yaşlarındaki temiz yüzlü bir talebenin “Amca, buyurun!” demesiyle kendime geldim ve arkama baktım. Ayakta duran birkaç kişi vardı ve onlar da arka taraftaydılar. Talebeyle göz göze geldik. Ayaktaydı ve oturmam için eliyle bana işaret ediyordu. Teşekkür ederek onu tekrar koltuğuna oturttum. Fakat onun bu davranışı beni derin bir düşünceye sevk etti.
Akşama kadar “Ne zaman amca oldum ki? Zaman gerçekten çok mu çabuk geçiyor da ben fark etmiyorum.” gibi pek çok fikir zihnimi alt üst etti. En sonunda, “Bir çocuğun sözüne bu kadar kafa yorarsam vay hâlime!” deyip mevzuu kapattım. Aynı günün akşamı yıllardır müdavimi olduğum berbere gittim. Eski müşteri olduğum için birbirimize ismen hitap ediyorduk. Saçlarıma birkaç makas attıktan sonra, “Epeydir söylemedim; ama ağartmışsın saçları!” deyince yüzümde memnuniyetsiz bir ifade belirdi. İşin doğrusu; bu, nefsime ağır geldi. Gözünün ucuyla yüzümün aynadaki aksini gören berber, bu sözden hoşlanmadığımı hissettiğinden olacak ki, tıraş bitene kadar gönlümü almak için epeyce dil döktü.
O akşam eve dönünce fotoğraf albümüne baştan sona kadar birkaç defa baktım. Albümde bir yaşındaki siyah-beyaz fotoğrafımdan geçen yıl gittiğimiz gezi fotoğraflarına kadar yüzlerce ‘ben’ ile karşılaştım. Kırk yıllık ömrümden çeşitli manzaralar ve beni bile şaşırtan değişiklikler, silkelenip kendime gelmem için yüzüme indirilmiş birer tokat gibi geldi.
Artık hayallerle yaşamak yerine, hakikatleri kabullenmek zamanıydı. Ama bu kolay olmadı. Çünkü yaşlanmak bir hakikatti ve siz bunu anlatıyordunuz; ama bu bana ağır geliyordu. Fakat zamanla çevremdekilerin davranışlarının değişmesi ve beni dünyanın câzibedâr güzelliklerine davetlerin azalması, ömür sermayemin azaldığını gösteriyordu.
Sizleri her görüşümde Hz. Ömer’in (ra) kendisine ölümü hatırlatması için para karşılığında tuttuğu adam aklıma geliyor. Adaletiyle temayüz etmiş Halife Hz. Ömer, bir gün aynanın karşısına geçip de ak saçlarını görünce, “Artık sana gerek kalmadı.” diyerek tuttuğu adamı göndermiş.
Sizi zamanla sevdim. Artık, her gün bana anlattığınız hakikatlere uygun davranmaya çalışıyorum. Hayatın fânîliğini, bu dünyada hiçbir şeye mâlik olmadığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Bana ölümü hatırlatan vesilelerden biri olarak sizleri yaratan Rabb’ime şükrediyorum.
Hoş geldiniz. Safalar getirdiniz. Her gün sizinle hasbihal etmek isterim kıymetli dostlarım: Sizler benim ak saçlarım, âhireti hatırlatan arkadaşlarım… Başımın üstünde yeriniz var!

[SES]http://www.sizinti.com.tr/dosyalar/sesler/64kbps/336/2995.mp3[/SES]