cennet yada cehenneme götürecek davranışlar

CEHENNEME GÖTÜREN DAVRANIŞLAR NELERDİR? SORUSUNA AYETLER VE HADİSLER IŞIĞINDA CEVAPLAR 1) Allah’ a ortak koşmak, 2) Allah’ ın emirlerini çiğnemek, 3) Uyarıldıkları halde uyarıları dinlemeden sapıtanlara uymak, 4) Ya beraber ...


Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni
  • 1 gönderen abı-hayat
  • 1 gönderen Fani 06
  • 1 gönderen alptraum

  1. Alt 05-20-2009, 09:13 #1
    Ziyaretci
    abı-hayat Mesajlar: n/a
    CEHENNEME GÖTÜREN DAVRANIŞLAR NELERDİR? SORUSUNA

    AYETLER VE HADİSLER IŞIĞINDA CEVAPLAR

    1) Allah’ a ortak koşmak,

    2) Allah’ ın emirlerini çiğnemek,

    3) Uyarıldıkları halde uyarıları dinlemeden sapıtanlara uymak,

    4) Ya beraber yaparak ya da bana ne diyerek birbirlerini kötülükten vazgeçirmemek,

    5) Şeytan’ı dost edinmek,

    6) Şahsına ve topluma karşı israfçı olmak,

    7) Cimri olmak,

    8) Allah’ tan başkasına eğilmek ve yalvarmak,

    9) Haksız yere cana kıymak,

    10) Zina etmek,

    11) Allah’ ın dinini dünya menfaati ile değişmek yani Belamlık yapmak,

    12) Allah’ a kavuşacağına inanmamak,

    13) Ayetleri ve elçileri alaya almak.

    14) Bu Kur’an’ ı dinlemeyin ve ona bozgunculuk edin diye teşvik etmek,

    15) Kur’an hakkında fesat çıkarmak için koşuşturmak,

    16) Allah hakkında yalan, iftira ve suçlamalar da bulunmak,

    17) İnsafsızca yalan söylemek,

    18) Kur’an okunurken kibrinden dolayı hiç işitmemiş gibi davranmak,

    19) İnkârında ve günahta ısrar etmek,

    20) Ayetlerden bir şey öğrendiği zaman onunla hemen alay etmek,

    21) Nasihate rağmen daha çok günah işlemek,

    22) Yaban eşeğinin aslandan ürküp kaçması gibi nasihatten ve öğütten kaçmak,

    23) Allah’ ın Kur’an’ ını reddetmek veya hükümsüz kılmak için yarışmak,

    24) Yalnız dünya menfaatini tercih etmek,

    25) Mal ve evlatları ile öğünmek,

    26) Peygambere mal ve evladı yok diye dil uzatmak,

    27) Dünyadaki kulluk amacını unutarak Allah’ ı inkâr ederek zevklenmeye ve hayvanlar gibi yiyip içmeye dalmak,

    28) İnkâr, argo konuşmak, iftira, şirk, müstehcenlik vs. gibi çirkin şeylerin inananlar arasında yayılmasından hoşlanmak,

    29) İnkâr etmek ve mallarını da insanları Allah yolundan alıkoymak için harcamak,

    30) Müşrik olmalarına rağmen ideolojilerine ve çıkarlarına alet etmek için Allah’ ın mescitlerini imar etmek,

    31) Faizi alışveriş gibi helal görerek yemeye devam etmek,

    32) Bir mü’mini kasten öldürmek,

    33) Büyüklenerek Allah’ a ibadet etmekten yüz çevirmek,

    34) Kıyamet gününün hakikatlerini yalan saymak,

    35) Allah’ a ibadetten ve Kur’an’ dan yüz çevirmek veya görmezden gelmek,

    36) İslam’ a tenezzül etmemek ve ibadetlere engel olmaya çalışmak,

    37) Allah’ ı hatırlatan delilleri görmeye ve ayetleri işitmeye tahammül edememek,

    38) Allah’ tan uzaklaştırmada Firavun gibi öncülük yapmak,

    39) Allah’ a inananlara işkence vs. yapmak,

    40) Hayra engel olmak ve Allah’ tan şüphe etmek,

    41) Yoksullarla hiç ilgilenmemek, gücü yettiği halde doyurmamak ve doyurmaya teşvik etmemek,

    42) Şehvetlerine uyup da ihlâslı insanların yolunu ve namazı terk ederek kötü bir nesil haline gelmek,

    43) Namaz kılmamak,

    44) Yoksulu doyurmamak,

    45) İbadeti, ölümü vs. hatırlatmayan coşkulu bir hayata dalmak,

    46) Ceza gününü reddetmek,

    47) Malının çokluğunu sayarak övünmek ve malının kendisini ebedileştireceğini zannetmek,

    48) Arkadan çekiştirmek,

    49) Müslümanları alay ve eğlenceye almak,

    50) İmandan yüz çevirip malı depoya, parayı ve altını vs. kasaya yığarak zekâtını vermemek ve infak etmemek,

    51) İnkârı yanında sürekli İslam’ a düşmanlık yapmak ve İslam’ la savaşmak,

    52) Allah’ a, Peygamber’ e, Kur’an’ a ve ahirete iman için Allah’ ın verdiği düşünme zamanını iyi kullanmamak,

    53) Kıyamet gününde tartısı hafif gelecek grupta yer almak,

    54) Allah’ ın ve Resul’ ünün yolunu değil de araştırmadan atalarının ve dedelerinin batıl yolunu izlemek,

    55) Yıkılmaya meyilli bina gibi iman ve ibadetten uzaklaşmak için bahane aramak,

    56) Haksızlıkla yetimlerin mallarını yemek,

    57) Katı yürekli olmak,

    58) Mal toplayıp hayırdan kaçırmak,

    59) Kibirli olmak vs.
    psikolog1453

    28 Şubat 2009 23:40 Düzenle Sil
    Sevgili dostlar,Diyeceksiniz ki,hemen neden Cehennemle başladın.İslam rahmet dinidir.Evet ama öyle bir yaşam şekline sahibiz ki,korkmadan aklımız başımıza gelmiyor.Ölümü ya bir yakınımızın veya dostumuzun cenazesinde hatırlarız ya da ölüme yaklaştığımız anlar olan hastalıklarımız da.Allah'ı her an aklında tutan salih insanlar hariç insanlığın hali maalesef bu.Sevgiyle kalın.
    psikolog1453


    ALLAH’ IN CENNETLE MÜJDELEDİĞİ KULLARININ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    SORUSUNA AYETLER VE HADİSLER IŞIĞINDA CEVAPLAR

    1) Allah yolunda mücadele ve sabır da belirgindir,

    2) Allah yolunda ezici sıkıntılara ve kımıldatmaz zaruretlere maruz kalanlar ve bunlara karşı Allah’ ın yardımı ne zaman diyecek derecede sarsılanlar,

    3) İman edip malını ve canını Allah yoluna seferber eder,

    4) Allah’ ın azabından korkup nefsini kötü arzulardan uzaklaştırır,

    5) Allah’ ın hesap sormasından korkar,

    6) Erkek olsun kadın olsun inanmış bir kişi olarak iyi işler yapar,

    7) Kusurlarına tevbe eder,

    8) Allah’ a içten saygı duyar ve huzuruna da temiz kalple gitmeye çalışır,

    9) Bollukta da darlıkta da infak yapmayı ertelemez,

    10) Öfkesine hâkim olur ve kusur bağışlar,

    11) Şirkten tevbe eder ve ihlâsla ibadet yapar,

    12) Hamd eder, oruç tutar ve namaz kılar,

    13) İyiliği yayar, kötülüğü de önlemeye çalışır,

    14) Allah’ ın emirlerini çiğnemez, Allah’ a itaatkâr ve mütevazıdır,

    15) Allah anılınca ürperir,

    16) Musibetlere sabreder,

    17) Sahip olduğu şeylerden Allah yolunda verir,

    18) Gerektiğinde dini için hicret edebilir, işkenceye uğrayabilir hatta bu uğurda ölebilir,

    19) Allah’ ın lütfettiklerine razı olur,

    20) Geceleri ilim ve ibadet için az uyur,

    21) Seher vakitlerinde tevbe ve istiğfar eder,

    22) Muhtaçların hakkını ( zekâtı ) geciktirmeden verir,

    23) Hayatta zulüm ve fesat istemez, böbürlenmez,

    24) Güzel sonuçlara gitmek için takva yaşarlar,

    25) Allah için geri almayacak şekilde borç verir yani karzı hasen yapar,

    26) Yemeğe olan sevgisine rağmen muhtaçlara seve seve yemek yedirir ama ne bir hediye ne de bir teşekkür bile beklemez,

    27) H. Ş. göre Allah’ a güvenme ve yumuşaklık bakımından kuşların kalpleri gibi tertemizdir,

    28) H. Ş. göre cehennemin haram edildiği kişilerden olmak için yumuşak huylu, iyi geçinilen, hikmet ehli ve hiçbir işte zorluk çıkarmayan bir kişilik geliştirir,

    29) H. Ş. göre helalinden tertemiz yiyen, peygamber sünneti çerçevesi dâhilinde amel eden ve insanları kendi eza ve cefasından emin kılan kimse cennete girmiştir.

    CEHENNEM ATEŞİ VE AZABI

    Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirettekâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem,Allah'ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir,

    İşte Cehennem'in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına "nâr" kullanılır:

    "Şüphesiz ki münâfıklar nâr'ın en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın."

    (Nisâ, 145).

    Cehennem'degörülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah veRasûlü'nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz.

    Kur'an-ı Kerîm'de belirtildiğine göre;

    a-Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır:

    "Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır."

    (Tevbe, 49)

    b-Cehennem ateşi sönmez:

    "Bizsapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlarolarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem'dir. Onun ateşi ne zamansönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız. "

    (İsrâ, 97)

    c-Cehennem dolmak bilmez:

    "O,gün Cehennem'e: "doldun mu?"deriz. O! " Daha var mı?" der. "

    (Kaf, 30)

    d- Kaynarken çıkardığı ses:

    "Rableriniinkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür.Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğunatılmasında bekçileri onlara: "size bir uyarıcı gelmemiş miydi" diyesorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat bizyalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklıkiçerisindesiniz, demiştik " derler. "

    (Mülk, 6-9)

    e- "Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. "

    (Mü'minün, 104)

    f- "Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. "

    (Mü'min, 70-72).

    g-İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına kaynar sudökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demirtopuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmakisteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine "yakıcıazabı tadın"denir.

    (Hâcc, 19-22).

    h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir.

    (Nisâ, 56).

    i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler.

    (Zuhruf,74-77; Fatır,36).

    Peygamberimizin (sav) ifadesine göre:

    "Cehennemateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir. "

    Cezalar, işlenen suçlar cinsinden olacaktır.Dilleriyle suç işleyenlerin cezaları dillerine; elleriyle günahişleyenlerin cezaları ellerine vs. tatbik edilecektir.


    CENNETİN GÜZELLİKLERİ

    ABDUSSAMED YILMAZ

    Kur'an'da Cennet'in niteliklerinden bazılarına şu şekilde değinilir:

    1- Altlarından ırmaklar akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler,güzel meskenler

    2-Türlü ağaç ve meyvalara, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel,isteyenlerin yanına kadar sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip

    3- Gönlün çekeceği her türlü yemek ve etler,türlü kokulu içecekler, temiz şaraplar ve çeşit çeşit tükenmez nimetleri içeren bir mekân.

    "Onlara Cennet'te bir meyve, içlerinin çekeceği bir et verdik (vereceğiz)"

    "Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennet'tir. Sizin için orada çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz."

    "Cennet şarabından (dünya Şarabı gibi) mide ızdırabı yoktur"

    4-Cennet'te hayat sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah'a sokacak söz işitilmiş. "Biz o Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız.Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir"

    "Onlar Cennet'te ne bir boş laf işitirler ne debir hezeyan. Ancak bir söz işitirler: Selâm.. (birbirleriyle selâmlaşır dururlar)."

    5- Cennet nimetleri insan hayalinin erişemeyeceği güzelliktedir. Cennet'i aslında dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün değildir. Bununla beraber Cennet'teki eşsiz nimet ve saltanatı anlayabilmemiz için Allah Teâlâ onu bize şu şekilde tasvir etmiştir:

    "İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger.

    * (Yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.

    * Sabretmelerine karşılık onlara Cennet'i ve oradaki ipekleri lütfeder.

    * Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar.

    * Ne yakıcı sıcak görürler orada, ne de dondurucu soğuk.

    * Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.

    * Yanlarında gümüş kaplar ve billür kaselerle, gümüşî beyazlıkta şeffâf kupalarla dolaşılır ki ölçüsünde tavin ve takdir ederler.

    * Onlaraorada bir kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. (Bu şarap)orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir.

    * Cennettekilerin etrafında öyle ölümsüz genç nedenler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

    * Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.

    * Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır.

    * Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.

    Onlara: "İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir. "

    Cennet'in tasviri konusunda söylenecek son söz şu kudsî hadisin ifade ettiği durumdur:

    Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

    Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

    "Salih kullarım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım."

    Başka bir hadislerinde de, Rasûlullah (s.a.s.)Cennet'in gümüş ve âltın kerpiçten yapıldığını, harcının misk,taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refâh içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını ebedî kalacaklarını,ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder.

    Abdullah b. Mesûd'un (r.a.) naklettiğine göre:

    Allah Resulü(a.s.) şöyle buyurdu: "Ben Cehennemliklerin Cehennemden son çıkacak, ve Cennetliklerin de Cennete son girecek olanını bilip duruyorum. Bu bir kimsedir ki Cehennemden emekleye emekleye çıkar, Yüce Allah ona: Git Cennete gir, buyurur. O kimse Cennete varır, ona öyle gelir ki Cennet dopdoludur (herkes kendine ait yerlerini alıp, işgal etmiş, açık biryer bırakmamıştır). Dönüp! Ey Rabbim! Cenneti ben dopdolu buldum, der.Yüce Allah yine ona: Git, Cennete gir, buyurur. O kimse Cennete varır.Yine ona Cennet dopdolu gibi gelir. Dönüp: Ey Rabbim! Cenneti ben dopdolu buldum, der. Allah ona: Git, Cennete gir, dünya kadar ve dünyanın on misli kadar yer senindir (yahut dünyanın on misli senindir), buyurur. O kul: Sen yegâne Melik olduğun halde benimle alaymı ediyorsun (yahut bana gülüyor musun?) der. Ravi der ki: (Bu ilahi vaadi o biçare alay etmek olarak düşündüğünden dolayı) Vallahi Allah Resulü'nün (a.s.) gerideki dişleri belirinceye kadar güldüğünü gördüm.(Ravi der ki, Ashap arasında) Cennet ehlinin en aşağı mertebede olanı işte bu kimsedir," denirdi. (kutsi hadis)



    Cennet Cehennem Ehlinin Konuşması

    Kur'an-ı Kerim'de Cennet ehli ile Cehennem ehli arasında konuşmalar yapılacağı da belirtilerek bu konuşmalardan nakiller yapılmaktadır:

    "O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır.

    (Hadid,13)

    Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu."

    (Hadid,14)

    Cennet de Allah'ın Görülmesi

    Allah'ın Âhirette Görülmesi (Rü'yetullah). Müminler, âhirette, cennete girdikten sonra Allah'ı göreceklerdir. Bu görmenin mahiyeti hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak bilginler Allah'ı görme olayında, bu dünyada varlıkların görülmesi için zorunlu olan şartların gerekmediğini ileri sürmüşlerdir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de "Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır" (Kıyâmet,22-23) buyurularak, âhirette müminlerin Allah'ı görecekleri haber verilmektedir.

    Resulullah (sav) buyuruyor:

    "Muhakkak ki siz şu ayı görüşünüz gibi, Rabbinizi de göreceksiniz. Ve o sırada izdihamdan ötürü birbirinize zarar vermiş de olamayacaksınız"

    "Cennetlikler Cennet'e girdiği zaman Allah (c. c.) şöyle buyuracak:

    "Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?" Cennetlikler de Şöyle derler:

    "Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet'e koymadın mı, bizi Cehennem'den kurtarmadın mı? (o yeter)."

    Rasûlullah sözlerine devam buyurarak:

    "Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz. "

    Müminlerin Allah'ü Teâlâ'yı Cennet'te görmeleri, herhangi bir yön, yer ve şekilden uzak olarak vukû bulacaktır. Bunun keyfiyeti bizce meçhuldür.

    "Allah bilir" deriz. Kur'an ve Sünnet'te bildirildiği için kesinlikle böyle inanırız.

    Cehennemin Kapıları

    Kur'an-ı Kerîm'de Cehennem'in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.

    "Cehennemin yedi kapısı olup, onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır." (Hicr, 44).

    Onun, o cehennemin yedi kapısı vardır. Yani gireceklerin çokluğundan dolayı yedi giriş kapısı veyahut azgınlığın çeşit ve derecelerine göre, önce Cehennem, sonra Lezzâ, sonra Hutame, sonra Sa'îr, sonra Sekar, sonra Cehîm, sonra Hâviye isminde yedi tabakası vardır. Her kapı için, onlardan (o azgınlardan) bir grup ayrılmıştır.

    Ebu's-Suûd Tefsiri'nde deniliyor k: "Muhtemelen yedi kapı ile sınırlanması, helak eden şeylerin beş duyu ile hissedilen şeylerle şehvet ve öfke kuvvetlerini gereğine mahsus olmasındandır." Bununla beraber bunda diğer bir ihtimal vardır ki, şeriat dili açısından akla daha uygundur. Çünkü cehennem kapılarının yedi olması ile cennet kapılarının sekiz olması arasında apaçık bir ilişki vardır. Bundan dolayı denebilir ki, bu kapıların mükellef organlarla ilgili olması düşünülür.

    Bilindiği gibi insanın mükellef organları sekiz tanedir: Kalb, dil, kulak, göz, el, ayak, ağız, cinsel organ. Bunların yedisi açık, birisi gizlidir ki, o da kalbdir. Doğrudan doğruya Allah'a bakan kalp kapısı açık olursa, bu sekiz organın her biri Allah'ın emri üzere hareket ederek cennete birer giriş kapısı olabilir. Ve bu şekilde cennete sekiz kapıdan girilir.

    Fakat içte ruh körlenmiş, kalb kapısı kapanmış bulunursa dıştaki yedi organın her biri cehenneme açılmış birer giriş kapısı olurlar. İşte cennet kapıları sekiz olduğu halde, cehennem kapılarının her birine ayrılmış bir grup olmak üzere yedi olması, Allah daha iyi bilir ki bu hikmetten dolayıdır. "Ve ona ruhumdan üflediğim zaman..." (Hıcr, 15/29) ifadesinin şerefine nail olmakla iman ve marifet kapısı olan kalb, cehenneme kapalıdır. Ondan yalnız cennete girilir, Allah'a erişilir. Kalbi açık olan kimse şeytana uymaz, Allah'ı inkâr etmekten ve O'na isyan etmekten sakınır.

    Kaynak: Elmalı Tefsiri

    Cennet

    Cennet…Cehennem üzerine kurulmuş sırat ile geçilen gizemli hayat… Hz. Adem’in yasak ağacın meyvesinden yediği için dünyaya gönderildiği adres…

    Cennet… içinde bulunan bitki ve ağaçların gölgesiyle kaplanmış yerle gök arası geniş bir meyvelik bahçe.

    Cennet… iman edip sâlih amel işleyenlerin ebedî âlemdeki makamı…

    Cennet… Rablerinin huzuruna suçlu olarak varmaktan korkanların ve nefsini hevasından arındıranların konağı.

    Cennet… Allah’ın rızasını kazananlar için mükafat olarak hazırlanmış hoş bir mekan.

    Altlarında ırmaklar akar Adn cennetlerinin, orada İrem ve Gesi bağlarını mecazda bırakarak çekirdekli ve çekirdeksiz üzüm bağları ve asmalar vardır. Asmalı konaklar vardır içinde huriler oturan. Mü’minler pınar başlarında yüzerler Naim cennetlerinde… Hüsna cennetinde görür Allah’ın kulları Rablerini… Dolunaya bakar gibi temaşa ederler yaratıcılarını… Kimisini aşk-ı Hak almış durur… Kimisi Tur’da Rabbinin tecellisini gören Musa gibi olur. Kimisi kılıçların gölgesinde gelmiştir Cennet’e, kimisi anasının rızasını alarak varmıştır selam yurduna… Kimisi sabır sayesinde giymiştir ipek elbiseyi. Kimisi altın kâseden içmiştir Kevser’i…

    Peygamberlerin davetine uyarak iman edip, dünya ve ahirete ait işleri, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttakî kişiler için hazırlanmış bir huzur ve saadet yurdudur. Kısaca ahiretteki nimetler yurdunun adıdır.

    Kur'an-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde Cennet, çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Bilhassa Kur'an-ı Kerîm'de ağaçları altından ırmaklar akan Cennetler şeklinde anlatılmaktadır:

    "Cennet takva sahiplerine, uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte size va'dolunan, gördüğünüz şu Cennet'tir ki, O, Allah'ın taatına dönen onun (hudud ve ahkâmına) riayet eden çok esirgeyici Allah'a bütün samimiyetiyle gıyâben saygı gösteren, hakkın taatına yönelmiş bir kalble gelen kimselere aittir. "

    (Kâf, 31-33)

    "Tövbe edenler, iyi amel ve harekette bulunanlar öyle değil. Çünkü bunlar hiç bir şeyle haksızlığa uğratılmayarak Cennet'e, çok esirgeyici Allah'ın kullarına gıyâben va'd buyurduğu Adn Cennet'lerine gireceklerdir. Onun vadi şüphesiz yerini bulacaktır. Orada selâmdan başka boş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları da ayaklarına gelecektir. O, öyle Cennet'tir ki biz ona kullarımızdan gerçekten müttakî olanları vâris kılacağız. "

    (Meryem, 60-63)

    Cennet, bu dünyada yapılan iyiliklerin ahirette Allah tarafından verilen karşılığıdır.

    Kur'an'da Cenâb-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

    "Adn Cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. İşte günahlardan temizlenenlerin mükâfatı."

    (Tâhâ, 76)

    Cennet de Nasıl Ağaç Dikilir?

    Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki,

    - Cennetde ağaç yokdur. Oraya çok ağaç dikiniz!.

    - Oraya ağacı nasıl dikelim dediklerinde,

    -Tesbîh, tahmîd, temcîd ve tehlîl okuyarak) buyurdu.

    Yanî, (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek Cennete ağaç dikiniz buyurdu.

    Bir hadîs-i şerîfde,

    -Bir kimse, Sübhânallahil'azîm ve bihamdihi derse, onun için Cennetde bir ağaç fidanı dikilir, buyurdu.

    Görülüyor ki, Cennet ağacı, dünyâda harfler ve sesler şeklinde, bu kelimeye yerleşdirilmiş olduğu gibi, Cennetde, bu kemâller ağaç şeklinde bulunmakdadır. Bunun gibi, Cennetde bulunan herşey, dünyâdaki ibâdetlerin, iyi işlerin netîceleridir. Allahü teâlânın kemâllerinden herhangi biri, bu dünyâda, iyi sözlerde ve iyi işlerde yerleşdirilmiş olduğu gibi, bu kemâlât, Cennetde, lezzetler, nimetler perdesi altında meydâna çıkar. Bunun içindir ki, oradaki lezzetleri, nimetleri Allahü teâlâ beğenir. Bunları tadmak, Cennetde sonsuz kalmağa ve Allahü teâlâya kavuşmağa sebeb olur. Zevallı Râbi'a (rahmetullahi aleyhâ) eğer bu inceliği anlamış olsaydı, Cenneti yakıp yok etmeği düşünmezdi. Ona bağlılığı, Allahü teâlâya bağlılıkdan başka sanmazdı!

    Kaynak: Mektubat, İmam-ı Rabbani, 1. Cilt 302.Mektup

    Cennette Hangi Dil Konuşulacak?

    Cennet dili Arapça'dır. Değildir diyenlere deriz ki:

    Resululullah (s.a.v) buyuruyor:

    "Üç hasletten dolayı Arabı seviniz:

    Çünkü ben Arabım,

    Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur.

    Cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır." (1)

    Allah Resülü, İki Cihan Serverinin (s.av) konuştuğu dil Arapça olacak da Cennet dili Arapça dan başka bir dil mi olacak. Hz.Adem (a.s) yeryüzüne indirilmeden Arapça konuşacak da, Cennet dili mi Arapça olmayacak?

    Hz.Aişe r.a. buyuruyor:

    Cennet ehli Muhammed aleyhisselamın diliyle konuşacaklar. (2)

    (Allahulalem)

    Kaynak:

    1) Feyzu'l Kadir, İmam Münavi, İbni abbas'tan rivayet edilmiştir.

    2) Mevahib-ül Ledünniye, İmam Kastalani

    Cennette Kadın

    Gerek cennet ve gerekse cehennem, hem erkek ve hem de kadın kullar için açıktır, yaratılış bakımından bu iki cinsin cennet ve cehenneme girmeyi hak etmede fırsat eşitlikleri vardır. Fiilen hak ediş ise serbest irade ile gerçekleştirilen iyi veya kötü davranışlara bağlıdır.

    Kitap ve sünnet kaynaklarında yapılan açıklamaları, uslübü ve islamı tam bilmeyenler yanlış anlamışlar, yanlış yorumlamışlar bunlardan, ilahi sıfatlar, mantık ve vicdan ile bağdaşmayan sonuçlar çıkarmışlardır. "Cennetin adeta erkek sultanların sarayı olması, kadınların orada da ikinci sınıf kullar durumunda oldukları, cehennemi dolduranların çoğunun kadınlar olması..." bu cümledendir. Bu yanlış anlayışları düzeltmek gerekirse;

    Ayetlerde ve sayılan çok az sayıda mütevatir (1) hadislerde, cennete veya cehenneme girme ve ebedi mutluluğa erme bakımından kadının aleyhinde olan bir bilgi mevcut değildir. Bu kaynaklarda, "nimette-külfette, cezada mükafatta eşitlik" bulunduğu bildirilmektedir.

    Cennet yalnızca erkeklerin sarayları değildir; orada kadın da, erkek de saraylarının sultanlarıdır.

    Cennette kadına da erkeğe de dilediği, arzu ettiği, canının çektiği, elde edince mutlu olacağı her şey verilecektir.

    Cennet sonsuz bir mutluluk yeridir; ancak insanoğlu bu mutluluğu daha önce ne tanımış, ne tatmıştır. Bu sebeple insanların, dünyadaki zevkleri, alışkanlıkları, kadın-erkek ilişkisindeki cinselliği olduğu gibi ahirete taşımaları, nasları buna göre yorumlamaları gerçeğe uygun değildir.

    Mütevatir olmayan hadislerde "cennette erkeklere ikişer adet dünya hatunu verileceği" bildirilmiştir. Bundan kadınların aleyhine ve erkeklerin lehine bir sonuç çıkarmak mümkün değildir; çünkü bu da erkeklerin dünyada tattıkları ve arzuladıkları şeylerin kelimeleri kullanılarak- imrendirmek üzere- söylenmiş bir sözdür. Ayrıca kadın tek olmayı istiyorsa veya başka erkek istiyorsa ona da bunlar verilecektir. Burada önemli olan dünyadaki isteklerimiz ve yapımız ile cennetteki isteklerimiz, isteme kabiliyetimiz ve yapımızı birbirine karıştırmamaktır. Problem varsa işte bu karıştırma sebebiyle vardır.

    Vakı'a suresinde huriler kastedilerek "..onları bambaşka bir yapıda yeniden yarattım..." (56/22,37) buyurulmuştur. Müfessirler bu hurilerin dünyada yaşlanmış ve buruşmuş olarak vefat eden kadınlar oldukların ifade etmişlerdir. Buna göre huriler de melek değil, insandır, dünyada yaşamış kadınlardır ve cennette sayılan erkeklerden daha fazladır.

    Erkek ve kadın olarak Allah Teala'nın has ve arif kulları cennet, köşk, kadın, yiyecek, içecek, bağ ve bahçe için istemezler, cenneti aşık oldukları Cemal-i İlahi için, özledikleri Habibiullah (s.a.) için isterler.

    Kaynak: Prof.Dr.Hayrettin Karaman'ın "İslam'da Kadın ve Aile" isimli eserinin "Cennette Kadın" adlı yazısından özetle alınmıştır.

    Mütevatir Hadis: Peygamberimiz'den bize kadar, haberin ve bilginin doğruluğundan şüphe etmeyeceğimiz ölçüde ve sayıda kimsenin naklede geldikleri hadisler.

    Cennet şu anda var mı?

    Ehl-i Sünnet inancına göre, Cennet halen vardır, yaratılmıştır, hazırlanmıştır. Nitekim şu ayet bunu açıkça ifade eder:

    "Rabbinizin mağfiretine ve eni göklerle yer kadar olan Cennet'e koşun. O Cennet takva sâhipleri için hazırlanmıştır. "

    (Âli İmrân, 133)

    Peygamber Efendimiz (sav.) şöyle buyurmuşlardır:

    "Demincek Cennet ile Cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu."

    "Cennet bana yaklaştı, o kadar ki, eğer cür'et edeydim salkımlarından bir tânesini size getirebilecektim."

    Cennet ve Cehennem’in Ebedîlîği

    Cennet’in de, Cehennem’in de varlığı ebedî olarak devam edecektir.

    Kur’an ve Sünnet nassları, hem Cennet’in, hem de Cehennem’in şu anda mevcut olduğunu, kıyamet, haşir ve hesap süreçlerinden sonra Cennetlikler Cennet’e, Cehennemlikler Cehennem’e gittikten sonra orada ebedî kalacaklarını açık bir şekilde ifade etmektedir.

    Şu kadar ki, Cennet’e gidenlerin hiç birisi oradan bir daha çıkmayacak, ancak Cehennem’e gidenlerin bir kısmı, yani günahkâr mü’minler, günahları miktarınca azap gördükten sonra Cehennem’den azad edilecek ve ebedî hayatlarına Cennet’te devam edeceklerdir.

    Ancak; bizim varlığımızın sonsuzluğunun, Allah Teala’nın varlığının sonsuzluğu “gibi” olmayacağını, zira bizim sonsuzluğumuzun da varlığımız gibi “mümkin”, O’nun sonsuzluğunun ise varlığı gibi “zorunlu” olduğunu unutmamak gerekir.

    Kaynak : Cennet ve Cehennemin Ebediliği, Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 17/12/2005

    Cennet yeryüzünde miydi?

    " Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin beraberce cennete yerleşin..."

    (Bakara Suresi 35)

    Cennet yeryüzünde şeklinde zannedenler olmuşlardır. "Filistin'de yahut Fâris ile Kirmân arasında bir cennet idi. İnişi de oradan Hindistan'a nakliydi." denilmiştir. Bu şöyle bir anlayışla söylenmiştir:

    -Çünkü Âdem'in yaratılışı yeryüzünde olduğunda ittifak vardır.

    -Kıssada semaya yükselmesi zikredilmemiştir. Olsa idi öncelikle hatırlatılırdı.

    -Bir de ebedi cennet olsaydı, çıkılmaz ve şeytan oraya giremezdi.

    Ancak bu tahmin, göründüğü kadar makul ve tabii değildir. Âdem'in yeryüzüne inişi, yeryüzünde ortaya çıkması, akıl ve nakle daha uygundur.

    -Ebedi cennet de devamlı oturmak için girmekle, misafir olarak girmek arasında da fark vardır.

    -"Cennet", ahirette müminlerin varacağı sevap evidir ki, şimdi mevcut, fakat dünyada görüşten gizlenmiştir. Ve "Cennet" denilince Kur'ân dilinde bilinen budur.

    -Âdem'in cennette oturması hali, ahiret âleminin meydana gelişine benzer bir ilk oluştur. Ve bu durum bize göre bir makul âlemdir.

    -Yeryüzü ile onun arasında mekanla ilgili bir uzaklık tasavvuruna da lüzum yoktur. O da aynı feza içindedir.

    Bunda akla yaklaştırmak için söylenebilecek olan söz: Âdem'in ruhunun bütün kemal kuvvetlerini haiz olarak, maddeye, önceki unsurlara ilk ilgisi, diğer deyişle beşerin aslı olan ilk Âdem'le ilgili hücreciğin esîrî bir şekilde oluşumu ve ondan eşinin ayrılmasıdır. Muhyiddin-i Arabî'nin bir deyişine göre, ruhun tabiata ilk verilişidir.

    Kaynak: Elmalı Tefsiri Bakara Suresi 35.ayet

    Cennet'in Anahtarı

    Son sözü Kelime-i Tevhîd olan kimsenin mükâfatı Cennet'tir .

    Bu durumu hadisçiler şöyle yorumlarlar: Lâ ilâhe illallah, Cennet'in anahtarıdır, ancak bu anahtarın dişleri vardır, onlarda ilâhi emirlere bağlı olmak itaat ve ibadet etmektir. Bir de "Lâ ilâhe illallah" demekle, birinin müslümanlığına hükmedilmez, "Muhammedün Rasûlullah" (Muhammed Allah'ın peygamberidir) sözünü de eklemesi gerekir. Hatta İslâm dininden başka bütün dinlerden uzak olması icab eder. Bu inançta olan kimse, ehl-i kebâir (büyük günah işleyen) de olsa, günahı kadar Cehennem'de ceza gördükten sonra Cennet'e girecektir.

    Muaz b. Cebel (r.a.)'ın Hz. Peygamber (s.a.s.)'den rivayet ettiği şu hadis meseleyi açıklığa kavuşturur:

    "-Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in, Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna Şehadet etsin de, Allah ona Cehennem'i haram etmiş olmasın (herhalde harâm eder)"

    Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat inancına göre, "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah" diyen ve bunun gereğince iman edip salih amel işleyen her kimse Allah'ın izniyle mutlaka Cennet'e girecektir. Cennetlikler, hastalık, sakatlık, ihtiyarlık, huysuzluk vs. hallerden uzak olarak yaşayacaklardır.

    Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi

    Cennettin Tabakaları

    İbn Abbâs (r.a.)'dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır. Bunlar:

    1-Nâim Cenneti: "Beni Cennetü'n-Nâim'in varislerinden kıl... "

    (Şuârâ, 85) (Ayrıca bk. Mâide,65; Tevbe, 21; Yunus, 9)

    2-Adn Cenneti : "Şüphesiz ki, iman edenler ve güzel amel işleyenler yok mu, işte onlar mahlûkatın en hayırlısıdırlar. Onların mükâfâtı Rableri katında And Cennetleridir ki onların altlarından nehirler akar, orada onlar ebedî kalıcıdırlar, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan razı olmuşlardır. Bu Rabb'inden korkanlar içindir. "

    (Beyyine, 8, Ayrıca bk. Tevbe, 72; Ra'd, 23; Nahl, 31)

    3-Firdevs Cenneti : "Şüphesiz, iman edip güzel amel işleyenler için barınak olarak Firdevs Cennetleri. vardır"

    (Kehf, 107 ve Mü'minun, 11)

    4-Me'vâ Cenneti: "İman edip güzel amel işleyenlere gelince, onlar için Me'vâ Cennetleri vardır. "

    (Secde, 19 ve Necm, 15)

    5-Dârü's-Selâm: "Halbuki Allah Dârü's-Selâm'a çağırıyor ve O, dilediği kimseleri dosdoğru bir yola hidâyet buyurur. "

    (Yunus, 25 ve En'âm, 127)

    6-Dârü'l-Huld: "O Rab ki, fazlından bizi durulacak yurda (Cennet'e) kondurdu."

    (Fâtır, 35)

    7) İlliyyûn :

    Her ne kadar İbn Abbâs Cennet'in tabakalarını yedi ile sınırlandırmışsa da, ayetlerden anlaşıldığına göre, Cennet'in bir çok tabakası vardır. Burada İbn Abbâs'ın haber verdiği ve ayetlerde adları geçen Cennet tabakaları, Cennet'in en yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda da bir çok tabaka vardır. Nitekim Allah Teâlâ'nın Nâim Cennetleri veya "Firdevs Cennetleri" şeklindeki çoğul ifade eden ayetleri buna delildir.

    Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi

    Cennetlikler Kimlerdir?

    Kur'an ve Sünnet'te ifade buyrulduğuna göre, peygamberlerin davetine uyup iman eden ve amel-i sâlih işleyen kimseler Cennet'e gireceklerdir. Bu kimseler Cennetliktir. Esasen Allah'a ve insanlara karşı görevlerini yerine getirmekle insan daha dünyada iken manevî bir huzura kavuşur, maddî refah sağlanır ama tam manasıyla huzur ve kardeşlik Cennet'te gerçekleşir:

    "Takva sahipleri, elbette Cennet'lerde ve pınarlardadırlar. Girin oraya selâmetle, emin olarak. Biz, O Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değiller." (Hicr,45-48).

    Kur'an-ı Kerîm de:

    -Namazını eksiksiz kılanlar, malından bir kısmını yoksullara ayıranlar, ceza-hüküm gününe inananlar, Allah'ın gazabından korkanlar,ırzlarına sahip olanlar, sözlerine ve emânete sadık kalanlar, doğru şahitlikte bulunanlar (1).

    -Cenâb-ı Hakk'ın rızasını dileyerek sabredenler (2);

    -Şükredenler (3)

    -Yürekten tövbe edenler (4)

    -Allah yolunda canını feda eden şehitler (5)

    -Allah'a yönelmiş bir kalble idealize olmuş müslümanlara "Allah'ın ölçüsünde Allah'a yönelenlere" (6) içinde ebedî kalınacak Cennet'e girecekleri yüce Rabbimiz tarafından müjdelenmiştir.

    "İmran b. Husayn (r.a.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) Cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu ifade buyurmuşlardır . Hadis yorumcuları bunu şöyle açıklarlar. Bir çok kötülükleri insana mal işletir. Çoğu insan mal yüzünden azar. Onun için maldan mahrum fakirler çoğunluğu oluşturduğundan bunların Cennet ehlinin çoğunluğunu teşkil etmesi de olağandır.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Kaynak: Cennet, Durak PUSMAZ, Şamil İslam Ansiklopedisi

    1) Meâric, 70/23, 24, 25, 26, 27, 29, 33

    2) Ra'd, 13/20, 21, 22, 23

    3) Ahkâf, 35/15-16

    4) Tahrim, 66/8

    5) Bakara, 2/154

    6) Kaf, 50/31-34

    Zebani

    Cehenneme gidenlerle meşgul olan melek, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi. Çoğulu "zebâniyyûn"dur.

    Cehennem bekçisi olan zebânîler, azap melekleri diye tavsif edilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm diliyle zebânî, "Cehennem koruyucusu"dur.

    Kur'ân-ı Kerîm'in altı ayrı sûresinde dokuz âyette (Zümer, 71, 73; Duhân, 47-50; Tahrîm, 6; Mülk, 8; Müddessir, 31; Alak, 18) "zebânî" kelimesine atıflar vardır.

    Kelime açık olarak ve "ez-zebâniyye" şeklinde yalnız bir âyette (Alak, 18) geçmektedir.

    Müddessir, 30. âyetinde zebânilerin sayısının 19 olduğu açıklanmış, onların melek olduğu özellikle belirtilmiştir.

    Kur'ân-ı Kerîm'deki "zebânî" kelimesinin atıf şeklinde geçtiği âyet meâllerinin ilgili cümleleri şöyledir:

    "Biz o ateşin bekçiliklerine meleklerden başkasını memur etmedik"

    (Müddessir 31)

    "Ey iman edenler, gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanla taştır. O ateşin üzerinde iri gövdeli sert tabiatlı melekler vardır..."

    (Tahrîm, 6)

    "O küfredenler, ayrı ayrı bölükler halinde cehenneme sürüldü. Nihayet oraya geldikleri zaman onun kapıları açıldı. Cehennemin bekçileri onlara şöyle dedi..."

    (Zümer, 71)

    "(Zebânilere); Tutun onu da denilir, sürükleyerek cehennemin tâ ortasına götürün"

    (Duhan, 47)

    Bu meâller dikkatle incelendiğinde Müddessir, 31 ve Zümer, 71 âyetlerinde zebânilerin "Cehennem bekçileri" ve "Melek" oldukları, Tahrîm, 6 âyetinde ise cehennem görevlisi zebânîlerin "Sert tabiatlı melekler" olduğu açıklanmıştır. Duhan, 47. âyetinde zebânîlerin "Cehennemlik kişileri iteleyerek" cehenneme attıklarına atıf vardır. Zebânî kelimesi bir tek âyette, "Biz de zebânîleri çağırırız" (Alak, 18) açık olarak geçmektedir.

    Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi, "Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır" şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için onlara "zebânî" denmiştir.

    Kaynak: Zebani, Osman CİLACI, Şamil İslam Ansiklopedisi

    SODOM ve GOMERE'NİN SON GÜNÜ

    Hz Lût (a.s), Arap yarımadasını puta ta***ılıktan alıkoymak, ortaksız ve tek bir Allah'ı tanıtmaya çağıran ve bu mukaddes yolda büyük başarılar kazanan Hz. İbrahim'in amcasının oğludur. Ömrü ve peygamberliği bugün Ürdün devletinin sınırları içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmiştir. Günümüzde tuzlu suların doldurduğu orta büyüklükte olan su saha, eskiden toprakları oldukça verimli bir vadi idi ve o günün önemli şehirlerini sinesinde barındırıyordu. Bu şehirlerin ikisinin adını bugün de biliyor ve yapılan ilmi kazılar sonunda izlerine rastlıyoruz.

    Şehirler; Şezum (Sodom) ve Omore (Gomore) şehirleridir.

    Hz. Lût (a.s) Şezum şehrinde oturuyordu. Şimdi size bu çevrenin ve bu çevrede dosdoğru Allah yolunun sözcülüğünü ve yılmaz mücadelesini yapan Hz. Lût'un son günlerine ait bir hikayeyi kısaca anlatacağız...

    İnsanoğlu, yolun doğrusundan bir kere çıkmaya görsün; düşmeyeceği sapıklık ve yuvarlanmayacağı uçurum yoktur. Hz. Adem'in oğlu Kabil'e yeryüzünün ilk cinayetini, üstelik öz kardeşinin canına kıydırmak suretiyle işleten şehvet hırsı, Hz. Lût'un kavmini büsbütün başka ve yüz kızartıcı bir ahlak düşkünlüğüne sürüklemiştir.

    Bu sonsuz kavim erkek erkeğe cinsi birleşmeyi (livata) vazgeçilmez, sapıkça bir huy haline getirmişlerdi. Hz. Lût'un dosdoğru yolu temsil eden bir Allah resulü sıfatıyla durmak ve yorulmak bilmez bir gayret göstererek yaptığı bütün ikazlar ve verdiği bütün acı-tatlı öğütler bu ahlak düşkünlerine zerrece bir tesir etmiyordu.

    Nihayet her şeyi daha başından bilen Ulu Allah'ın kesin ve değişmez hükmünün günü geldi. Hz. Lût'un sapık kavmi, Allah'ın başlarına vereceği karşı durulmaz bir felaketle, toptan mahvolacak ve yokluğun karanlıklarına gömülecekti.

    Ulu Allah (c.c) bu kesin kararını bildirmek ve kendisine inanmış birkaç yakını ile birlikte, son günlerini yaşayan günahkar şehirden ayrılmasını söylemek üzere Hz. Lût'a günün birinde üç tane melek göndermişti. Melekler; genç ve yakışıklı erkek kılığına girerek yeryüzüne inmişlerdi.

    Şezum (Sodom) şehrine vardıklarında doğruca Hz. Lût'un evine yöneldiler. Şehvet sapıkları şehre üç tane genç ve yakışıklı delikanlının geldiğini duyunca bir anda yollara dökülerek gelenleri görmek istediler. Meleklerin geçtiği yolun hir iki yanı, ahlak düşükleri tarafından doldurulmuştu. Tap taze erkek kılığına girmiş meleklere bakarken hepsi şehvet kururganlıkları içinde kıvranıyor; ağızlarından salyalar akıyordu. Azgın kalabalığın arasında yollarına devam eden melekler, Peygamber Lût'un evine vardılar. Kudurmuş ahlaksızların hiçbirisi, ele geçirip azgın şehvetlerini bir anlığına tatmin edebilmek için arkalarından kıvrandıkları gençlerin, şehirlerini ve çevrelerini toptan yok etmeyi kararlaştıran Allah'ın emri ile birlikte gelmiş melekler olduğunu bilmiyor ve düşünmüyorlardı.

    Melekler Lût'un evine varınca önce kim olduklarını söylemediler. Arkalarına takılan kalabalık evin kapısına dayanmıştı. Anlaşılmaz sözlerle bağırışıyorlar ve Hz. Lût'un evine aldığı genç delikanlıları ellerine vermesini istiyorlardı. Hz. Lût (a.s) gelen misafirlerinden utanıyordu ve kapıda bağrışan kalabalığın azgın hırslarından endişe ediyordu.

    Bir ara evinin kapısına çıktı; kudurmuş kalabalığa dündü "ey azgınlar, soysuzlar, gelenler benim olduğu kadar kendinize de aziz misafirlerdir; yani hepinizin misafirleridir. Bu kadar da mı insanlığınızı unuttunuz? Bir parça olsun kendinize geliniz." diye söze başladı.

    Kalabalıktan homurtulu gülüşmelerin geldiğini duyunca "size iki tane genç ve güzel kızımı vereyim. Gözlerinizi bürüyen şehvetinizi onlarla tatmin edin de tek beni misafirlerim karşısında rezil etmekten vazgeçerek buradan uzaklaşın" diye teklifte bulundu.

    Fakat kendinden geçmiş kalabalık hiçbir söz dinlememekte ve hiçbir teklife yanaşmamaktadır. Evin kapılarını arka arkaya zorluyor ve içerdeki gençleri istiyorlardı.

    Ağlamaklı bir çehre ile içeriye dönen Hz. Lût'a kapıdakilerin ısrarla istediği genç misafirler; melek olduklarını, Allah'ın emri üzerine geldiklerini bildirdiler ve dediler ki; "Allah'ın emri artık kesindir. Yıllardan beri söz dinletemediğin bu beyinsiz halkın artık sonu gelmiştir. Birkaç saat sonra topuna gökten ateş ve ölüm yağacak ve şehirleri ile birlikte yokluğa kavuşacaklardır. Onların başlarına gelmek üzere olan bu felaket, ısrarla Allah'ın emirlerine karşı gelenlere ve Peygamberler'in verdiği öğütlerine arka dönen sapıklara bütün devirler boyunca ibret dersi olacaktır. Allah'ın sana emri böyledir:

    Gece olunca sana inananları ve yakınlarını alacak ve ölüm kokan şu lanetlik şehirden habersizce uzaklaşacak ve şu sapık halkı lanetlik akibetleri ile baş başa bırakacaksın. Sana bunları söyleme geldik."

    Allah'ın emri üzere Hz. Lût (a.s) ile inanmış yakınları meleklerin dediklerine uyarak Sodam ve Gomere'yi o gece yarısı, sezdirmeden terkettiler. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte lanetlik şehirlere ve sapık halkına gökyüzünden görülmemiş bir Allah gazabı boşalmaya başlamıştı. Ahlaksız soysuzlar neye uğradıklarını anlayamadılar. Yüce Allah (c.c.) ulu sabrını iyice kötüye kullanarak günden güne daha da azgınlaşanlara yakıcı kükürt alevleri ile taşlar yağdırıyordu. Bir kaç saniyelik afet ve ölüm saçan bir yağmur sonunda, halkın yekünü ile birlikte bütün şehirlerini ilerdeki insanlığın gözleri önüne bir ibret dersinin örneği olmak üzere harabeye çevirmiş ve yerle bir etmişti.

    Esirgeyici Allah (c.c.) cümlemizi görünür, görünmez ve aniden bastıran felaketlerden korusun, amin!..

    --------------------------------------------------------------------------------

    Şeytan'ın Vesvesesi

    "...Vesvese ilka edip, Allah' (c.c.) ın zikrinden kaçan şeytanın şerrinden, narın Rabbi olan Allah (c.c.) a sığınırım.."

    Sûre-i Nas

    Abdulkadir Geylâni "Hennas beni âdemin kalbine musallat olan, domuz suretinde bir şeytandır" demektedir.

    Günyetüttalibin

    Bu şeytandan kurtulmanın çaresi Allah-u Teâlâ'yı çok çok zikretmektir. Mezkûr ayetin karşılığını teşkil eden Hadis-i Şerifte Peygamber (S.A.V.) Efendimiz. "Şeytan ben-i âdemin kalbi üzerine yayılıp onu yutar. Ta ki zikrullaha devam etmeğe başlandığında kaçar. Zikir unutulduğu zaman tekrar kalbe yerleşmek ister. Ta ki bu hal. Zikrullahın nurû ile kalb nurlanıp mutmain oluncaya kadar devam eder."

    Allah (c.c.) Sure-i Rad'da "...Agâh olunuz ki Allah' (c.c.) ın zikriyle kalbler mutmain olur... müjdesini bizlere bildirmiştir. Anlayan kullardan eylesin Rabbim bizleri. Amin.

    - o -

    Büyüklerden biri şeytana dedi ki :

    -- Senin gibi mel'un olmak istiyorum, ne yapmam lâzım.

    Şeytan sevindi o zat'a cevap verdi :

    - Benim gibi olmak istersen, namaza ehemmiyet verme.

    - o -

    Açıktan iblis'e la'net edipde, gizlide ona itaat edenlerden olma. Ömer b. Abdül aziz (r.a.)

    Allah'ı unuttuğun an yoldaşın şeytan olur.

    Konu abı-hayat tarafından (05-20-2009 Saat 09:23 ) değiştirilmiştir.
    Fani 06 bunu beğendi.
  2. Alt 05-22-2009, 20:20 #2
    Fani 06 Mesajlar: 794
    Eline SaGLık Biraderimm...

    mus'ab bunu beğendi.
  3. Alt 01-02-2010, 16:45 #3
    alptraum Mesajlar: 37.913
    Blog Başlıkları: 28
    Cennetin meyvasi aci olurmus

    mus'ab bunu beğendi.
  4. Alt 01-02-2010, 18:08 #4
    mus'ab Mesajlar: 331
    Cennet bedava, cehennem parayla. Ama insanlar illede parayla olanı tercih ediyor.


Konu hakkinda benzer etiketler
cennet ve cehennem , cennet , cennet cehennem , cennet melekleri , cennet yolu , cennet ve cehennem goruntuleri , cennet kapisi , cennet resimleri ,