ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI   Konuyu açan: Unnecessary   İlk Mesaj: 07-30-2009 (00:02)   Son Mesaj: 08-27-2009 (01:32)    Cevap: 6    Gösterim: 5455  

Ağaç Şeklinde Aç4Beğeni
  • 1 gönderen Unnecessary
  • 1 gönderen xyzt
  • 1 gönderen xyzt
  • 1 gönderen xyzt

    07-30-2009

    ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI

    EVVELİ HÛ, ÂHİRİ HÛ, ZÂHİRİ HÛ, BÂTINI HÛ
    HÛ YA ABDÜLKADİR-İ GEYLÂNİ



    Dünya bir çarşıdır, bir pazar yeridir. Yakında kapanır, dağılır. Size yalnız fânileri gösterecek ve onlara bağlanmanıza sebep olacak kapıları kapatınız. Allah’ın kudretini görmenize ve yalnız O’nu sevmenize vesile olacak kapıları açınız



    ŞEYH SEYYİD ABDÜLKADİR GEYLANI HAZRETLERİNİN BABA TARAFI SOY ŞECERESİ




    1
    Hz İmam ıAli [Necef]
    H 40
    M 660

    2
    Oğlu Seyyıd İmam ı Hasan [Medine]
    H 50
    M 670

    3
    Oğlu Şerif Hasanül Müsenna (Şeyh Hasan Şazili ceddi)



    4
    Oğlu Şerif Abdullah Muhid



    5
    Oğlu Şerıf Musa El Cevni



    6
    Oğlu Şerif Abdullah Sani



    7
    Oğlu Musa Sani



    8
    Oğlu Şerif Davud



    9
    Oğlu Şerif Muhammed



    10
    Oğlu Şerif Yahya



    11
    Oğlu Şerif Ebu Salih Cengi



    12
    Oğlu Şerif Abdülkadir Geylani [Bağdat]




    (Kadriyye Tarikatı Piri)
    H 561
    M 1165




    ŞEYH SEYYID ABDÜLKADİR GEZLANİ HZ.LERİNİN ANNE TARAFI SOY ŞECERESİ



    1
    Hz İmam ı Ali [Necef]
    H 40
    M 660

    2
    Oğlu Seyyid İmam ı Hüseyin [Kerbela]
    H 61
    M 680

    3
    Oğlu Seyyıd İmam ı Zeynelabidin [Medine]
    H 94
    M 712

    4
    Oğlu Seyyıd İmam ı Muhammed Bakır [Medıne]
    H 113
    M 731

    5
    Oğlu Seyyıd İmam ı Ca’fer i Sadık [Medine][U1]
    H 148
    M 765

    6
    Oğlu Seyyid İmam ı Musa i Kazım [Bağdat]
    H 183
    M 799

    7
    Oğlu Seyyid İmam ı Ali Rıza [Meşhed]
    H 203
    M 818

    8
    Oğlu Şeyh Seyyıd Ca’fer i Sani



    9
    Oğlu Şeyh Seyyid Musa



    10
    Oğlu Şeyh Seyyid Kemaleddin



    11
    Oğlu Şeyh Seyyid Abdullah



    12
    Oğlu Şeyh Seyyid Mahmud



    13
    Oğlu Şeyh Seyyıd Cemaleddin



    14
    Oğlu Şeyh Şeyyid Abdullah



    15
    Kızı Seyyide Fatıma



    16
    Oğlu Şeyh Seyyıd Abdülkadir Geylani [Bağdat] (Kadriyye Tarikatı Piri)
    H 561
    M 1165




    Hazreti Pîr Seyyid Sultan Abdülkadir Geylani Kaddesü Sırrahül Azîz ve Hakîm, velayet burcunun batmayan güneşi, bütün velilerin piri, intisab edenlerin mutluluğa erdiği hidayet sancağı, ebedi saadetleri kendinde toplayan, maddi ve manevi tertemiz bir yolun mensubu ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) soyundan gelen torunudur. Tüm tarikatlar, hikmet ve ilim yolları, kaynağı Hz. Muhammed (s.a.v.) ummanı olan O yüce pınardan beslenmişlerdir.

    Yüce vasıflarını dile getirmede kelimelerin güçsüz kaldığı o yüce veli kamil insan, Gavsül Azam, Velayetin Sultanı, Sultanü’l Evliya, Sertacü’l Evliya, Kutbu’r Rabbani, Gavsü’s Samedani gibi yüce sıfatlarla anılır.

    Hazreti Abdülkadir Geylani, 1077 (hicri 470) yılında, Peygamberimizin vefatından 445 yıl sonra, Hazar denizinin güneyinde Geylan kasabasında doğmuş, 1165 (hicri 562) yılında 91 yıllık muhteşem bir ömürden sonra, yani 833 yıl önce bu aleme veda etmiştir. Soy itibariyle hem Seyyid, hem de Şerif idi. Yani soyu, babası Seyyid Musa tarafından İmam-ı Hasan Efendimiz’e, annesi Fatma Hatun tarafından da İmam-ı Hüseyin Efendimiz’e dayanıyordu. Onun için şu ibare meşhur olmuştur: “Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb’ine vasıl oldu.”

    Doğacağı Ramazan ayının ilk gecesi babası Seyyid Musa Cengi bir rüya görmüştü: Peygamberler peygamberi Hz. Muhammed (A.S.), ashab ve bütün evliyayı kiram bir yere toplanmışlardı. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki: “Ya Musa, Oğlum! Gücü herşeye yeten ve herşeyin sahibi olan Cenab-ı Allah, bu gece sana insanların üstünde müstesna bir erkek evlat hediye etti. Bu evlat benim evladımdır. Ne mutlu sana”

    Abdülkadir hiçbir çocuğa benzemiyordu. Ramazan günleri annesinden süt emmiyor, yöre halkı ramazanın giriş çıkışını onun bu durumuna göre tayin ediyordu. 18 yaşında çobanlık yaparken bir ineğin, hikmeti ilahiye ile “Sen bunun için yaratılmadın,” demesi üzerine annesinden izin alıp ilim tahsili için Bağdat’a geldi. Yolda kervanın yolunu kesen eşkiyalara annesine doğruluktan ayrılmayacağına dair verdiği söz için parasını saklamadan vermesinden dolayı eşkiyalar utanıp tövbekar oldular.

    Hammad-ı Debbas Hazretleri Bağdat’ta ilk mürşidi olmuş, uzun yıllar ilim tahsili ve vazu nasihatla meşgul olduktan sonra, Bağdat’tan uzaklaşıp 25 yıl çöllerde uzlete çekilmiş ve kimseyle görüşmemiştir. Bu süre içerisinde kendini ayakta tutacak kadar çöldeki bitkilerle beslenmiş, Peygamber Efendimiz’in ruhaniyyetinde terbiye görmüş ve Hızır (A.S.) ile arkadaşlık yapmıştır. 25 yıl sonra Bağdat’a dönmüş ve tüm insanlık alemine bir hakikat güneşi olarak doğmuştur.

    Bağdat’a gelince tüm halk onun nasihatlarını dinlemek için toplanmış, konuşmaya başlayamaması üzerine, Fahr-i Kainat Efendimiz’in ruhaniyyeti teşerrüf etmiş, ağzına yedi defa üflemiş ve O’na “Konuş, ya oğlum Abdülkadir; insanlara vaaz ve nasihatta bulun,” diye buyurmuşlardır. Bundan sonra Hz. Pir Efendimiz, durmaksızın kaynayıp coşan bir rahmet, hikmet ve ilim pınarı gibi tüm insanlara, susamış gönüllere hayat vermiştir ve hala da hayat vermeye devam etmektedir.

    Evet, Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri, ölümünden sonra bile tasarrufu ve himayesi devam eden velayet burcunun şahıdır. Birgün İbrahim bin Ethem’den bahsederlerken tesadüf ettiği talabelerine “Yazık, ona çok üzülüyorsunuz değil mi? Eğer zamanımızda olsaydı onu sarayında, tahtından ayırmadan irşad ederdik,” diye buyurmuşlardır. Bugün dahi aynı o gün ve o dakika gibi, O’nun himmet ve tasarruf eli, eskilerin katlandığı sıkıntı, zahmet ve belalara maruz bırakmadan Hakk’ı arayan Hak yolcularının üzerindedir. Biraz gayretle tefekkür edip anlayabilenlere ne mutlu!

    Bir defasında şöyle buyurmuştur: “Hallac-ı Mansur, yanıldı. Ne var ki, zamanında elinden tutacak kimse çıkmadı. Bana gelince, her yolda kalanı sırtıma alanım. Arkadaşlarım, müridlerim, sevenlerim, ta kıyamete kadar, ne zaman darda kalsalar, ellerinden tutacağım. Her ne niyetle olursa olsun ismimizi anan ve kapımıza gelen herkese yardım elimiz uzanır. Ey şurada duran! Atım hızla yol alır. Mızrağım mutlaka hedefe isabet eder. Kılıcım kından çıktı, hem de keskindir. Her an seni korumaktayım, ama sen gafilsin; anlayamazsın.”

    Seyyid Sultan Abdülkadir Geylani Hazretleri hem maddi ilimlerde hem de manevi ilimlerde devrinin tek otoritesi idi. O alimdi, pirlerin piriydi, kaynağını Habib-i Kibriya’nın o sonsuz deryasından alıyordu. Bilgi yönünden herkes O’na muhtaçtı. Soruyorlardı da, soruyorlardı. O da durmadan, dinlenmeden cevap veriyordu da cevap veriyordu. İnsanlara, istedikleri her neyse, Rahman’ın bitmez tükenmez Hazinesinden dağıtıyordu.

    “Dünyayı ne yapmalı? Dünyalığı neylemeli?” diye soranlara “O’nu kalbinden çıkar, eline al. Böyle yap, artık dünyanın ve dünyalığın sana zararı olmaz,” diye cevap verirdi. Bazan da, malın-mülkün su gibi olduğunu, gemi gibi üzerine binene yol aldıracağını, içine alanı ise helak edip batıracağını söylerdi. O, manevi bakımdan eşi bulunmaz bir hazine olduğu gibi, maddi bakımdan da insanların en zengini idi. Fakat onun zenginliği hep fakirlerin, muhtaç ve yetimlerin yaralarını sarıyordu. Çünkü O, aynı zamanda insanların en cömertiydi. Üzerine hiç sinek konmamasının nedenini soran talebelerine şöyle demişti: “Evlatlar, sinek, bal ve pekmez neredeyse oraya üşüşür. Benim üzerimde ne dünya pekmezi, ne de ahiret balının işareti vardır. İşte bunun için üstümde sinek durmaz.”

    Bir keresinde kendisinden ihsan umarak gelen, doğduğu köyde çobanlık yapan bir çocukluk arkadaşını, en güzel biçimde misafir ettikten sonra, giderken de ona en iyi cinsinden bir kısrak ve yüz altın vermesi üzerine, arkadaşı Abdülkadir Geylani Hazretlerine kendini tutamayıp: “Ya Abdülkadir! Bu koyunlar, bu çobanlık bana çoktur. Şu sarayın, köşkler, dünya ve yıldızlar da sana azdır,” diyerek O’nun cömertliği ve inceliği karşısında hayranlığını dile getirmiştir.

    Bir keresinde de Onun debdebe ve saltanatını kıskanan bir yahudinin gelip, “Ya Gavs, sizin peygamberiniz ‘Dünya müminin cehennemi, inanmayanın ise cennetidir’ diye buyurmuşken, bir senin şu ihtişamına bak, bir de benim şu sefil ve fakir halime bak. Bunu nasıl izah edersin?” demesi üzerine atından inip adama sağ kolundan cübbesinin yenine bakmasını söylemiştir. Adam orda Geylani’nin cennetteki durumunu görüp hayranlık ve hayret içinde kalmış ve şimdi Geylani Hazretlerinin cennete nisbetle cehennemde olduğunu söylemiştir. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin sol kolundan bakan adam orda da cehennemdeki kendi durumunu görmüş, korku ve dehşet içinde kalarak dünyanın cehennemdeki yere nisbetle kendisi için bir cennet olduğunu itiraf etmiş ve pişmanlık içerisinde tövbe ederek Hz. Pir’in huzurunda müslüman olmuştur.

    O’nun daha pek çok tasavvufi kerametleri anlatılagelmiştir. Şeytanın bir cihetten seslenip üzerinden şeriatın kalktığını söylemesi üzerine ilahi ilmi vukufiyetiyle bunu sezip “sus, ey melun” diye cevap vermesi; bir ölüyü mezardan Hz. İsa Peygamber gibi “Allah’ın izniyle kalk,” diyerek diriltmesi; hizmetinde bulunan bir aşçıyı, birkaç saniye içinde aslında o aşçıya 12 sene gibi gelmesine rağmen tayy-ı zamanla imtihan etmesi; saldırıya uğrayan bir hanımın onun ismini anarak ondan yardım dilemesi üzerine elindeki asayı mescidinden atarak saldırganı uzaklaştırması onun sayısız kerametlerinden sadece birkaçıdır.

    Maddi ve manevi ilimlerdeki derinliği ve üzerindeki manevi lütuf ve rahmetle dinin esaslarını yeniden dirilttiği için kendine “dinin dirilticisi” anlamında “Muhyiddin” denmiş, O da bu ismi Endülüs’te dünyaya gelen ve “Şeyhül Ekber” namıyla ün salan manevi evladı İbni Arabi’ye vermiştir.

    Manen aldığı selahiyet ve emirle birgün Bağdat’ta zamanın kutbu (sahibüzzaman) olduğunu ve ayaklarının bütün evliyanın boynu üzerine olduğunu ilan etmiş ve bütün evliya da onun bu sözünü tasdik etmişlerdir. O’nun bu üstün halini, makamını ve mertebesini anlayan, bilen ve tasdik eden ve Seyyid Abdülkadir Geylani’den 150 yıl sonra dünyaya gelen Şah-ı Nakşıbend Efendimiz “Bütün evliyanın boynu üzerine olan Geylani’nin ayağı benim gözümün nuru üzerine olsun,” diyerek mukabele etmiştir. Rivayete göre, birgün uzun bir süre hiç hareketsiz durduğunu gören ve bunun nedenini soran talebelerine Geylani Hazretleri, “Velayet kokusu Buhara’dan geliyor,” demiştir. Bahaüddin bin Muhammed El-Buhari Hazretleri Hacca giderken Hz. Pir’in türbesini ziyaret etmiş; bu sırada manevi bir halle, Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretlerinin elinin kalbine nakşedildiğini ve kabz halinin çözüldüğünü gördüğünden kendisine “Şah-ı Nakşibend” lakabı takılmıştır. Geylani’nin feyz ve himmetinden istifade ederek ona olan minnettarlığını, muhabbetini izhar eden Şah-ı Nakşibend Efendimiz, bu hususu şu müstesna şiirinde dile getirir:

    Her iki alemin sultanı Şah Abdülkadir
    Evladı Ademin hakanı Şah Abdülkadir,
    Arşın, Kürsi’nin, Kalem’in ayı hem güneşi,
    En büyük nurdan bir kalb nuru Şah Abdülkadir.
    Bu şiir mana büyüklerinin birbirini nasıl anladıklarını, birbirlerine nasıl muhabbet ettiklerini, nasıl yardımlaştıklarını ve manen nasıl tevhid sancağının taşıyıcıları olduğunu gösteren bir ibret tablosudur. Bu tablo bize bu büyüklerin ardından yürüyenlerin, birbirlerini nasıl anlayıp muamele edecekleri hususunda bir anahtar hüviyetindedir.

    Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri oğluna şöyle vasiyet etmiştir: “Tasavvuf öyle bir haldir ki, o hale kimsenin laf ile varması mümkün değildir. Onun için bir fakire rastlarsan ilmine dayanarak onunla münakaşa etme, itirazda bulunma. Gönlünü almaya bak. Şunu iyi bil ki, tasavvuf sekiz hal üzeredir: 1. Merhamet ve şefkat, 2. Doğruluk, 3. Sadakat, 4. Cömertlik, 5.Sabretmek, 6. Sır tutmak, 7. Fakirliğini ve acizliğini bilmek, 8. Rabbine şükretmek.”

    Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne hayranlıklarını ve minnettarlıklarını anlata anlata bitiremeyen Hak aşıklarından birkaç mısra şöyledir: Yunus der ki:

    Seyyah olup şol alemi ararsan
    Abdülkadir gibi sultan bulunmaz
    Ceddi Muhammeddir, eğer sorarsan
    Abdülkadir gibi sultan bulunmaz

    Hak yeri yaratıp göğü düzeli
    Hoş nazar eylemiş ona ezeli
    Evliyalar serçeşmesi, mana güzeli
    Abdülkadir gibi sultan bulunmaz
    O zamandan bu yana asırlar asırları kovalamış, ama Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretlerinin güneşi hep aynı kalmıştır. O güneş ki, hala ötelerin ötesine ulaştıracak engin ufuklar çiziyor. O, Ebu Muhammed, Kutbu’r Rabbani, insanların ve cinlerin rehberi olan Seyyid Sultan Abdülkadir Geylani’dir. Tam sekiz asırdan fazladır insanların sığınağı, darda kalmışların yardımına yetişici olmaya devam etmiştir. O batmayan güneştir. Menkıbe ve kerametleri sayılamayacak kadar çoktur. Hiçbir velide ondaki kadar çok keramet görülmemiştir.

    O, Gavsül Azam’dır; O’na bu ismi Cenabı Hak ihsan etmiştir. Adetleri yırtacak ve akılları donduracak kadar halleri ve keşifleri olmuştur. O, zikri daim, fikri çok, kalbi yumuşak, yüzü mütebessim, ruhu ince, eli açık, ilmi umman, ahlâkı üstün ve soyu temiz bir Zat-ı Şeriftir. O ve onun yolunun nurdan halkaları, ömür denilen sermayeyi en güzel şekilde yaşayarak bu yüksek makamlara hak kazanmışlardır. Onlar ehli sünnet üzere doğru bir itikat, sabır, gayret, doğruluk, güzel ahlâk, ihlas ve diğer pek üstün meziyetlerle kulluk makamının en üstün noktalarına ulaşmışlardır. Onları anlamak ancak onların gittiği nurlu yolun yolcusu olmakla, yani İslamiyet’i yaşamakla mümkündür. Onu sevmek saadet tacı, onun ahlâkıyla ahlâklanmak sonsuz kurtuluş ilacıdır. Çünkü O’nun namı: Hazreti
    Pir Seyyid Sultan Abdülkadir Geylani Kaddesu Sırrahul Aziz ve Hakim’dir.



    3rd eng bunu beğendi.

    Eklentileriniz




    ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI Yorumları




      Permalink - Mesaj no 1  08-07-2009, 02:12

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    şeyhlik saltanat gibi babadan oğula geciyo maşallah.
    Unnecessary bunu beğendi.

      Permalink - Mesaj no 2  08-07-2009, 02:35

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    xyzt´isimli üyeden Alıntı
    şeyhlik saltanat gibi babadan oğula geciyo maşallah.

    ALLAH O AİLEYE VERDİYSE HİDAYETİNİ,NE YAPILA BILIRKİ.

    ASLINDA ŞUNU SÖLEMEK LAZIM: BİLMİYORSUN GALİBA.....BÜTÜN PEYGAMBERLER AYNİ SOYDAN GELİR...HZ.İBRAHİMDEN.....HZ.MUHAMMED(S.A.S) KADAR HEMDE......

    BUNA NE DENIR SENCE?
    3rd eng - ait Kullanıcı Resmi (Avatar) 3rd eng

      Permalink - Mesaj no 3  08-07-2009, 02:38

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    AYRICA BAKARSANIZ --ABDULKADIR GEYLANİ HZ LERİ ANNE TARAFI VE BABA TARAFIDA PEYGAMBER EFENDIMIZIN SOYUNDAN GELIYOR.
    3rd eng - ait Kullanıcı Resmi (Avatar) 3rd eng

      Permalink - Mesaj no 4  08-07-2009, 02:48

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    bütün peygamberler aynı soydan gelmemiştir. bence siz arastırın
    bende hz ademin soyundanım ona bakarsanız
    ..Sahra... bunu beğendi.

      Permalink - Mesaj no 5  08-07-2009, 02:50

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    xyzt´isimli üyeden Alıntı
    bütün peygamberler aynı soydan gelmemiştir. bence siz arastırın
    bende hz ademin soyundanım ona bakarsanız

    KONUYU SAPTIRMA ,KONUYU ANLAMAYA ÇALIŞ,KARDEŞİM BENIM.

    ÖN YARGILARINI KALDIRMADAN BU KONULARA GİRMEN BUYUK HATA KARDEŞİM BENİM.

    YADA ŞÖYLE YAP DARWİN E TAKIL,..............
    Konu 3rd eng tarafından (08-07-2009 Saat 02:54 ) değiştirilmiştir..
    3rd eng - ait Kullanıcı Resmi (Avatar) 3rd eng

      Permalink - Mesaj no 6  08-27-2009, 01:32

    --->: ABDULKADİR GEYLANİ HZ.nin HAYATI


    abdülkadir geylani hz.nin hayatını konu olarak paylaşmış birisi darvine takılmayı öneriyo öylemi.
    Unnecessary bunu beğendi.


Konu hakkinda benzer etiketler
hz abdulkadir in hayati , sacli abdulkadir hayati , hz abdulkadir hayati , abdulkadir hayati , , adulkadir hayati , abdulkadirn hayati ,