Henüz karanlığın ilk bakışlarıydı
Gün kuşatan kasvetin sancısıyla ve hicranla yol alıyordu
Makûs talihin gazası, silinmeyenler olarak anlamlaşan bekası düşündürüyordu
Nereye baksam, sinemin en bakir ikliminde demlesem kar etmiyordu zira biliniyordu


Dağın bir yüzünde bekleyen ağacın
Yalnızlığı içimi burkuyordu, ne gelen, ne giden kimse yoktu
Çığlık çığlığa yarışa başlamış, şakımalarıyla sükûneti ayıltan hüznün feryadıydı
Temaşasında hayrete düştüğüm ve esrarıyla efkârını merak ettiğim mah kuşatıyordu


Yıldızların raksını seyre koyuldum
Mümbit toprağın kokunu yüreğimde duyarak sualler açtım
Kıt aklımla, irfandan arî varlığımla, ilimden nasipsiz zihnimle tefekküre yöneldim
İçimin burukluğunda kat etmiş olduğum onca yılları, bizar bırakan anıları derledim


Neydi kalbimi hüzne gark eden hal
Ruhumun hicran damlalarını durdurmayan anlamlı melal
Sine-i sürurumdan kopan yaprakları, alıp götüren çilenin feryadını yüreğimden al
Ağlamanın bizarlığında hıçkırıklarım kesilmiyordu, dil susuyor, gönül konuşuyordu


Titremeye başladığımı fark ettim
Vakit hayli gecikmişti, ruhum bir nebze olsun durulmuştu
Meramın anlaşıldığına vererek ve kalbi hissedişlerime refakat ederek ayaklandım
Arz ahengiyle mezardı gecenin kuşatıcılığı o kadar anlamlıydı ki gözyaşları boşladı


Nefesin deruniliğinde hakikat vardı
Ruhumu şad eden sahneler ne bir rüyaydı ve ne de bir hülya
Kapanan kanallar yeniden akmaya başlamıştı, yürek sancının elinde ne anlamlıydı
Varlık adına ne yapılsa, yaşamak umut olmaktan çıkıp hırsa koyulunca, aşk uzakta



Mustafa CİLASUN