Stk'lar devlet değildir   Konuyu açan: alptraum   İlk Mesaj: 04-20-2009 (12:39)   Son Mesaj: 04-20-2009 (12:39)    Cevap: 0    Gösterim: 546  

    04-20-2009

    Stk'lar devlet değildir

    Türkan Saylan'la ilgili yazıma çok sayıda eleştiri aldım.

    Hepsine tek tek cevap verme imkanım yok. Ama tepkileri birkaç ana başlık altında toplayarak yanıtlamaya çalışacağım.
    Bazı okurlarım, yazdıklarımdan "Saylan'ın evi aranmasın", "davaya dahil edilmesin" gibi sonuçlar çıkarmışlar anlaşılan ki, bana hukuk devletinde kimsenin dokunulmaz olmadığını, yargı önünde eşitlik ilkesini hatırlatmışlar.

    Oysa ben yazımın hiçbir yerinde savcıların işine karışmadım. Sadece Saylan'ın Ergenekon'la bağlantısı olabileceğine inanmadığımı, çünkü kendisini darbe karşıtı bir kişi olarak tanıdığımı yazdım ve şöyle dedim:

    "Ben Türkan Saylan'ın söylediğine güveniyorum. Onun kendi deyişiyle darbecilerle "el kadar" bir bağlantısı bile olmadığına inanıyorum. Soruşturma sonunda bunu savcıların da göreceğine ve Saylan'ın hayatının bu zor dönemini "Ergenekon şaibesi" altında yaşamak zorunda kalmayacağına eminim."

    Bu cümlelerden, Saylan'a hukuk karşısında dokunulmazlık talep etmek anlamı çıkarmak nasıl olabiliyor anlamıyorum. Bu cümleler olsa olsa "ihsas-ı rey" anlamına gelir ki davanın hakimi olmadığıma göre bunda bir sakınca yoktur herhalde...

    Hemen arkasından gelen şu cümleler ise yazımın asıl amacını ortaya koyuyordu:

    "Ne var ki meselenin asıl yanı Saylan'ın aklanması değil.

    Son gelişmelerin asıl vahim yanı, bu vesile ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Kardelen Projesi ile ilgili olarak yürütülen karalama kampanyaları, yıpratma çabaları..."

    Aradan geçen günler bu uyarının haklılığını daha da açık bir şekilde ortaya koymadı mı? Aynı kampanya daha da gemi azıya alarak devam ediyor. Ergenekon bağlantısı şüphesiyle misyonerliğin alakası ne? Saylan'ın Ergenekon bağlantılı olarak evi arandı diye, annesinin Hıristiyan kökenli oluşunun "suç delili" gibi ortaya dökülmesi size de mide bulandırıcı gelmiyor mu?

    Bir grup okurum ise "Türkan Saylan gibi bir başörtüsü düşmanını nasıl savunursun" diye veryansın etmiş, "Böyle bir kadını savunduğum için benimle ilgili hayal kırıklığına uğradıklarını" yazmış.

    Üzülerek ifade edeyim ki, ben bu tür okurlarımı bundan sonra da hayal kırıklığına uğratmaya devam edeceğim. Çünkü ben, düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan bir insanım. Saylan ve onun gibilere karşı yıllardır başörtüsü konusunda fikir mücadelesi veriyorum. Ama aynı zamanda fikirlerin suç sayılmasına karşı da mücadele ediyorum. Ergenekon Davası fikirlerin yargılandığı bir dava değildir, öyle olmamalıdır. Darbe teşebbüsü, işkence, cinayet, provokasyon gibi suçların konu edildiği bir davada fikirler yargılanmaya başlarsa bu dava çöker ve altında kalan da demokrasimiz olur.

    Şimdi gelelim en yaygın olan ve bence üzerinde en fazla durulması gereken eleştiri kategorisine...

    Çağdaş yaşamcıların burs verirken ayrımcılık yaptığı, başörtülü kızlara, dindarlara burs vermediği, buna karşılık Güneydoğu Anadolu'daki Kürt kızlarına öncelik tanıdığı yönündeki suçlamalara...

    Bu eleştiriyi yapanlar sivil toplum kuruluşlarını devletle karıştırıyorlar galiba. Eğer bir devlet kurumu burs veriyor olsaydı, vatandaşlar arasında böyle ayrımlar yapmalarına karşı çıkmak elbette sonuna kadar haklı olurdu. Ama, sivil toplum kuruluşu devlet değildir, dolayısıyla her vatandaşa eşit mesafede durmak zorunda da değildir.

    STK'lar nötr değildir, taraf tutar, seçim yapar, tavır alır. Her kuruluş kendine biçtiği misyon ve kendi duyarlılıkları doğrultusunda kendi hedef kitlesini belirlemek ve ona göre çalışma yürütmek hakkına sahiptir.

    Çağdaş Yaşamcılar başörtüsünü çağdaşlıkla bağdaşmaz buluyorlar. Bu çağdaşlık anlayışını yanlış bulabilirsiniz- ki ben öyle buluyorum- ama bu, onların kendi çağdaşlık ölçüleri doğrultusunda seçim yapma haklarını ortadan kaldırmaz. Siz de kalkar, yoksul başörtülü kızların üniversiteyi yurtdışında okuması için burs veren bir başka dernek kurarsınız.

    Zaten sivil toplum kuruluşlarının güzelliği de buradadır, toplumun bütün bireylerine istedikleri alanda faaliyette bulunma imkanı verir; enerjilerini kendi seçtikleri alanda harcama, yardımlarını kendi tercih ettikleri kesimlere ulaştırma imkanı sağlar. Böylece toplumun bütün kesimlerinin toplumsal faaliyetlere katılmaları için zemin yaratılmış olur. Demokrasinin sivil katılımla derinleşmesi de ancak böyle olur.




    Stk'lar devlet değildir Yorumları