Vazgeçmemeyi öğrenmeliyiz

Vazgeçmemeyi Öğrenmeliyiz Soğuk Savaş sonrası dönemde İslam ve Müslümanlar Batı’ya düşman olmaları için zorlandılar, tahrik edildiler, kışkırtıldılar. Bu zorlamalar, tahrikler, provokasyonlar halen hızını kesmeden sürdürülüyor. Ortada gerçek bir düşman yokken, ...


Ağaç Şeklinde Aç3Beğeni
  • 2 gönderen el_feta
  • 1 gönderen ViSAL

  1. Alt 02-18-2009, 18:25 #1
    el_feta Mesajlar: 1.168
    Vazgeçmemeyi Öğrenmeliyiz

    Soğuk Savaş sonrası dönemde İslam ve Müslümanlar Batı’ya düşman olmaları için zorlandılar, tahrik edildiler, kışkırtıldılar. Bu zorlamalar, tahrikler, provokasyonlar halen hızını kesmeden sürdürülüyor. Ortada gerçek bir düşman yokken, düşman icat etmek zor bir işti, Batı halen bu zor işi başarabilmiş değil. Normal koşullarda birbirinden farklı Batı’lar varken, İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda tek bir Batı var. İçerisinde bulunduğumuz dönemde Batı entelektüel-felsefi hayatı, post-seküler toplumu tartışırken, Türkiye örneğinde izlenebileceği üzere laiklik politik ve ideolojik bir kavram olarak, baskıcı ve terörize edici bir kavram olarak kullanılıyor. Batı kültürü kendi ürettiği kavram ve kurumları eleştirebilirken, bu kavramları ihraç ettiği, bu kavramlarla yönetmeye/denetlemeye çalıştığı ve ötekileştirdiği ülkelerde bu kavramlar hiç bir şekilde eleştirilemiyor. Tarihsel, kültürel, felsefi, ahlaki temeli/işlevi/etkisi bulunmayan, tarihsel) geçmişi olmayan, derinliği bulunmayan bu kavramlar bütün bu nedenlerle ideolojik bir mahiyet taşıyor.

    Her toplum, hangi alanda olursa olsun, tarihsel, düşünsel, siyasal, felsefi gelişmeleri, değişim ve dönüşümleri, kendi kültür ve uygarlık değerleri, yaklaşımları, kendi kültür ve uygarlık mantığı içerisinde algılar, değerlendirir, hayata kazandırır. Laiklik söz konusu olduğunda kesinlikle böyle bir hassasiyet gösterilmiyor. Günümüz dünyasında ifade özgürlüğü de, politik bir araç olarak kullanılıyor, ifade özgürlüklerini ancak egemen ideolojik düşünceler/unsurlar kullanabiliyor. İslam karşıtı dil, her tür ifade özgürlüğünden yararlanabilirken, Siyonist karşıtı dil, hiç bir ifade özgürlüğünden yararlanamıyor. Günümüzde, Müslüman halkların/toplumların güvenlik sorunları hiç bir şekilde gündeme alınmazken, İsrail’in güvenlik sorunu bütün dünyanın gündeminde her gün önemini koruyabiliyor.

    Günümüz entelektüel dünyası, ideolojik bunaklıkla maluldür. İdeolojik bunaklıklar sebebiyle, ideolojik dünya ahlaki denetimi kabul etmiyor, ahlaki uyarılara itibar etmiyor. İdeolojik bunaklıklar sebebiyle bütün olağandışılıklar, hukuk dışılıklar ve ahlak dışılıklar ideolojik maskelerle gizlenebiliyor.

    Müslümanlar olarak, indirgemeci tanımlara, sömürgeci dile, mantığa, söyleme, yaklaşıma mahkum olmadığımızı öğrenmeliyiz, Bizler, Müslümanlar olarak kendimiz kalmak, kendimiz olmak istiyoruz, ideolojik çevreler bizim kendilerine benzememizi ve kendimizden vazgeçmemizi istiyor. Sömürgeci dil, ötekileştirici, yabancılaştırıcı, aşağılayıcı bir dil’dir. Bu nedenle de hakkaniyetten ve adaletten uzaktır, ideolojik düşünme biçimlerinin, her tür düşünsel özgürlüğe kapalı olduğunu bilmek gerekir, içerisinde bulunduğumuz dönemde, İslam dünyasında, Türkiye’de de İslamcı algı/bilinç/proje ve yapılanmalara karşı, bu yapılanmaları etkisiz kılmak üzere yeni bir kuşatma çalışması yapılıyor. Kuşatmaları ruhumuzda hissetmediğimiz için, kuşatmaya karşı alınması gereken önlemleri, tavırları konuşmuyoruz, Anlaşılması güç bir tevekkül anlayışı içerisindeyiz, anlaşılması güç bir rehavet içerisindeyiz. Hiç bir rahatsızlığımızı dile getirmiyoruz, her kuşatmayı, saldırıyı bir kader gibi kabul ediyoruz, İslam dünyası ülkeleri/toplumları jeopolitik kimlikleri olmayan, stratejik bakış açıları olmayan ülkeler/toplumlar olarak yaşıyor.

    Sömürgeci yapılar tarafından ötekileştirilenler, zayıflar, güçsüzler için her vesile ile bir olağanüstü durum, bir sıkı denetim/sıkı gözetim durumu icat edilebiliyor. Ötekiler için, zayıflar için kurallar işletilmeyebiliyor. Hukuk boşlukları Türkiye’de olduğu gibi yönsüzlüklere ve olağandışı durumlara yol açabiliyor. Siyaset bir türlü siyasal alana bırakılmıyor, bireyler gereği gibi siyaset yapamıyor, toplum iktidara katılamıyor. Okullar/üniversiteler ideoloji, üretim merkezi gibi kullanılıyor, buralarda pedagojik mühendislik yapılıyor. Otoriter toplumlarda resmi/ideolojik vatandaş algısı, bireyin kendisini gerçekleştirmesine izin vermiyor. Aynı şekilde İslami kesimlerde de, bir hizbe, bir cemaate, bir lidere bağlananların bireyselliklerine hiç kimse saygı duymuyor. Bu yolla, bütün otoriter yapılar, her durumda edilgin üyeliklerle varlıklarını sürdürebiliyor. Tüm otoriter yapılarda liderlikler topluma karşı, cemaate karşı sorumluluk taşımıyor. Daha güçlü bir iradeyi taklit eden bireylerin de, toplumların da, bu yolla, hiç bir sorunlarını çözümleyemediklerini hatırlamak gerekir.

    Belirsizlik dönemlerinde, bunalım dönemle rinde, kararlı bir İslami duruş sergileyemiyoruz. Yaşadığımız, maruz kaldığımız sarsıntılar karşısında, sahicilikleri, içtenlikleri en güzel şekilde geliştirerek çoğaltabiliriz.

    Hiç bir şekilde İslami sorumluluklarımızdan vazgeçmemeyi direnmeyi öğrenmeliyiz,

    Vazgeçmemeyi öğrenmeliyiz,

    Her insan, ilahi hakikati, bilgiyi, bilinci, ahlakı temsil yeteneğine sahip olarak dünyaya gelir, ilahi hakikate karşı sorumluluk kadar insanı bağımsız/özgür/onurlu kılan bir başka şey olamaz. Sorumluluk duygusunu ve bilincini yitiren insan, her tür zillete mahkûm olur. İnsan, ilahi varoluşun bütün tezahürlerini algılama, yorumlama ve yaşama iradesine/potansiyeline sahiptir. Taklit’i kınayan/reddeden, İslama rağmen taklidin din haline getirilmesi kabul edilemez. Hayatımız boyunca, yaşadığımız, tanıklık ettiğimiz ve kayıtsız kaldığımız, müdahil olmadığımız her şeyden sorulacağımızı hatırlamalıyız.

    Hepimiz, yaşadığımız dönemden sorumlu tutulacağız. Sorumsuzca yaşanan bir hayat, hayvani bir hayattır.

    Müslümanlar olarak, bütün insanlığa örnek olmak gibi, evrensel bir sorumluluğumuz var.

    Zamanın, tarihin, toplumun, gündelik hayatın tam orta yerinde, tam kalbinde sorumluluk alarak ve sorumluluk alanlarını genişleterek örnek olmak şiarımız olmalıdır. Bağlı bulunduğumuzu iddia ettiğimiz bütün İslami ilkeler, hayatın içerisinde hareket halinde ve hayatı düzenleyen ilkeler olmalıdır, İslami metinler uygulanmayan ve üzerinde çalışılan metinler olmaktan çıkarılmalıdır. Biçimci alışkanlıkları, kalıpları, gelenekleri aşamamanın, içerikle ilgili hassasiyet, yoğunluk ve sorumluluk sahibi olamamanın mazereti olamaz. Hareketsizlik, bilinçsizlik, duyarsızlık, cehalet, teslimiyetçilik mazur görülemez.

    Hayatın ve tarihin her safhasında ilahi hakikate tanıklık etmesi gerekenler, zulme intibak edemezler, zulmü unutamazlar,

    Gerçeğe, gerçekliğe uyanmak için, bağımsız ve kuşatıcı bir dil’e ihtiyacımız olduğunu bilmeliyiz.




    ATASOY MÜFTÜOĞLU

    Henna ve ViSAL bunu beğendiler.
  2. Alt 02-18-2009, 21:38 #2
    ViSAL Mesajlar: 95
    Rabbim CC razı olsun el feta..

    el_feta bunu beğendi.
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Human Verification