Alevîlik nasıl doğmuştur? Bir mezhep mi yoksa bir tarikat mıdır?

Alevîlik aslında bir fırka veya mezhep değildir. Âl-i Beyt’in muhabbetini esas alan bir tarikat şeklinde ortaya çıkmıştır. Meselenin tarihi seyrine baktığımızda Alevîliğin bir tarikat şekline gelişmesi şöyle olmuştur: Timur, Osmanlı ...



  1. Alt 02-13-2008, 20:06 #1
    alptraum Mesajlar: 37.902
    Blog Başlıkları: 28
    Alevîlik aslında bir fırka veya mezhep değildir. Âl-i Beyt’in muhabbetini esas alan bir tarikat şeklinde ortaya çıkmıştır.

    Meselenin tarihi seyrine baktığımızda Alevîliğin bir tarikat şekline gelişmesi şöyle olmuştur:

    Timur, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayazıt’ı yendikten sonra Anadolu’dan aldığı otuz bin kadar esiri İran’a götürmüştü. Bunları Erdebil’e yerleştirmişti. Bunlar zamanla, Şah İsmail’in dedesi olan ve Erdebil Şeyhi olarak ta bilinen Şeyh Ali’ye intisap ettiler ve ondan tarikat dersi aldılar. Bir süre sonra Timur, ara sıra ziyarete gittiği Erdebil Şeyhinin kendisinden bir arzusu olup olmadığını sorduğunda, şeyh, “Hiçbir dileğim yok, sadece Anadolu’dan esir olarak getirmiş olduğun Türkleri serbest bırakmanı istiyorum.” dedi. Timur, şeyhin bu arzusunu memnuniyetle kabul etti ve onları serbest bıraktı. Bu esirler, bu vesile ile, şeyhe olan muhabbetlerini aşırı derecede ziyâdeleştirdiler. Şeyhin bu sofilerinin bir kısmı Anadolu’ya döndü, bir kısmı da Erdebil’de kaldı.

    Erdebil Şeyhi, Anadolu’ya dönen bu müritleriyle alâkasını devam ettirdi. Erdebil Şeyhi’nin tarikatında “Hz. Ali muhabbeti” esas alındığı için, bu tarikata devam edenler Hz. Ali sevgisi ile tamamen boyandılar. Bunlara bu niteliklerinden dolayı “Alevî” denildi. Aslında bu esirlerin ecdatları ve kendileri, bu tarikat ile bağ kuruncaya kadar, Ehl-i Sünnet inanışında idiler. Bu tarikatla irtibatlarını yoğunlaştırdıktan sonra, tamamen Erdebil tekkesinin emrine girdiler. Oradan gelen her emri, harfiyen yerine getirmeye gayret gösterdiler. Öyle ki, bu müritler vergi, sadaka ve zekâtlarını bile Erdebil’e tahsis ettiler. Bunların bu fedakârane gayretleri ve karşılıklı diyalogları, gidip gelmeleri devam etti. Hattâ Erdebil’den gönderilen ve şeyhin “halifesi” olarak isimlendirilen şahıslar, Anadolu’da “nezir” ve “sadaka” namıyla para topluyor ve bu paraları gizli olarak İran’a gönderiyorlardı.

    Böylece Erdebil Şeyhi’nin tekkesi gittikçe genişliyor, müritleri çoğalıyordu. Bu Şeyh’in asıl amacı, gerek İran’da, gerekse Anadolu’da müritlerini çoğaltarak irşat postundan saltanat tahtına, şeyhlikten şahlığa geçmekti. Ancak bu arzusuna nâil olamadan ölünce, yerine oğlu Şeyh Cüneyd geçti. O da babasının gizli emelini sürdürmeye devam etti. Bunu hisseden o zamanın İran hükümdarı Cinahşah, kendisini İran’dan sürdü. Bunun üzerine Şeyh Cüneyd Anadolu’ya geldi. Onun altı yıl süren bu Anadolu ziyareti, tarikatına çok mürit kazandırdı. Sadece bir şeyh değil, aynı zamanda bir “seyyid” unvanı ile de dolaştığı için beklediğinin çok üstünde taraftar topladı.

    Artık Erdebil tekkesi Anadolu’da güçlenmiş, küçümsenmeyecek kadar büyük bir etki sahasına sahip olmuştu. Şeyh Cüneyd de babasının âkıbetine uğradı. Yerine geçen oğlu Şeyh Haydar da aynı gayeyi takip etti. Bütün gayret ve ihtiraslarına rağmen o da siyasî amacına eremedi. Nihayet oğlu Şah İsmail, babasının ve dedelerinin rüyalarını gerçekleştirmeye maalesef muvaffak oldu. 13 yaşında iken Anadolu’daki müritlerinden teşkil ettiği bir orduyla, o gün İran’da hâkim olan Akkoyunlulara harp ilân etti ve Akkoyunlu hükümdarını devirerek irşat postundan saltanat tahtına çıkmaya muvaffak oldu ve Safeviler Devleti’ni kurdu. Bununla beraber Şah İsmail Anadolu’dan elini çekmedi. Zaman zaman birçok halifeler göndererek Anadolu’daki nüfûzunu kuvvetlendirmek için çalıştı. Bu çeşit faaliyetler, Çaldıran Muharebesi’ne kadar artan bir hızla devam etti.

    Bu muharebeden sonra İran’la Osmanlı Devleti arasında kesin hudutlar çizildi. Böylece Erdebil sofileriyle Anadolu arasındaki irtibat kesilmiş oluyordu. Bunun neticesi olarak Anadolu’daki müritler, pirlerin tesirinden gitgide uzaklaştılar. Bu tarikatın Anadolu’da kalan mensupları, Erdebil tekkesinden aldıkları tesirle, kendilerinin dışında kalan Müslümanları Ehl-i Beyt’e gerektiği gibi muhabbet beslemedikleri zannına kapıldılar. Onların bu anlayış ve davranışları diğer Müslümanlarla aralarında bir soğukluk ortaya çıkardı. Bu soğukluk, zamanla ayrılığa dönüştü.

    Bu ayrılık sonucunda, Erdebil tekkesine bağlı Anadolu Türkleri medreseden uzak kaldıkları için, İtikada, ibadete,... ait birçok hükümleri gereği gibi öğrenemediler. Sadece babadan oğula intikal eden birtakım telkinlerle yetindiler. Diğer Müslümanlar ise, bunlarla yakın alâka kuramadı ve onlara karşı görevlerini lâyıkıyla yerine getiremediler. Ölçüsüz tartışmalar, yersiz tenkitler ve davranışlarla, aradaki soğukluk gittikçe büyüdü ve derin bir ayrılığa dönüştü. Buna bir de idarecilerin ihmali eklenince, Anadolu Müslümanları arasında Sünnîlik ve Alevîlik şeklinde bir ikilik ortaya çıktı.

    Aslında bir Müslüman’ın veya bir tarikatın Hz. Ali muhabbetini meslek ve meşrebine esas almasının dinen hiçbir mahzuru yoktur. Diğer sahabelere tecâvüz etmemek, Kur’an ve Sünnet’in ışığında namazını kılmak, orucunu tutmak ve diğer sorumluluklarını yerine getirmek kaydı ile, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt muhabbetini rehber edinmenin hiçbir mahsuru yoktur. Gerçek şu ki, Kitap ve Sünnet’i bilen ve gereği gibi yaşayan hakikî bir Alevî, ancak Allah-ü Teâlâ’yı ma’bûd olarak tanır. Kendisini, İslâmiyet’in bir ferdi olarak bilir, Peygamberimizi, en son Peygamber, Kur’ân-ı Kerîm’i de son semavî kitap kabul eder.

    Bu sun’î ayrılığın ortadan kalkmasının tek yolu, Kur’an’ın ışığı altına girmek ve O’nu yegâne ölçü kabul etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız.” buyurmakla, bütün Müslümanların Kur’an etrafında toplanmasını emretmektedir.

    Müslümanların birlik ve beraberlikleri ancak böylece temin edilebilir, ayrılıklar onun prensipleriyle ortadan kaldırılabilir. Her türlü hurafe ve safsatalardan ancak böylece uzak kalınabilir.

    Kur’an ayetlerinin Allah’a ait beyanları her insanı ikna edecek bir kuvvettedir. Sıradan halk, O’nun beyanının sadeliğine meftûn, bilim adamları da fesahat ve belagatına hayrandır. “Kalpler O’nun zikriyle tatmin olur.” ve her seviyedeki fikir adamı, inanma ihtiyacını O’nunla karşılarlar, O’na uymakla kemâle ererler.

    Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğru yola götürür.” (İsrâ, 9)

    Bir insan nelere, nasıl inanmakla iman dairesine gireceğini ve hangi amelleri işleyip nelerden çekinerek İslâm dairesinde kalacağını Kur’an ve Sünnet’ten öğrenecektir.

    Madem ki, bütün Müslümanların ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir, o halde bir Müslüman beşerî her fikri, her iddiayı, her inancı, her itikadı Kur’an’a ve onun birinci derecede tefsiri olan Hadîs-i şeriflere göre değerlendirecek ve muvazene edecektir.
    Mehmet Kırkıncı

    kipchak, safinaz ve Bediüzzaman26 bunu beğendiler.
  2. Alt 02-13-2008, 21:01 #2
    safinaz Mesajlar: 3.348
    Aleviliğin kökeni Osmanlı dönemine mi dayanıyormuş?Ben daha eski sanıyordum.Bir yerde de Hz.Ali döneminde br yahudinin ortalığa fitne karıştırmak amacıyla Hz.Ali'nin peygamberliğini ortaya attığını ve hatta Hz.Ali'nin de o yahudiye çok sert bir ikaz yollamasına rağmen faaliyetlerini devam ettirerek başladığını okumuştum ama nerden okuduğumu hatırlamadığım için kaynak belirtemeyeceğim.

  3. Alt 02-14-2008, 01:17 #3
    alptraum Mesajlar: 37.902
    Blog Başlıkları: 28
  4. Alt 02-15-2008, 13:56 #4
    Ziyaretci
    TheKoKeNn Mesajlar: n/a
    Alevilik bir mesheptir kesinlikle bir tarikat değildir bunu Alevi olduğum için sölemiyorum arakdaslar HZ.Ali herkesin bildiği gibi HZ. MUHANMED 'in (S.A.V) amcasının oğludur ve Alevilere tarikat gözüyle bakanalra sesleniyorum HZ:MUHANMEDİN (S.A.V) su lafını sakın unutmayalım '' YAA ALİ SENİN YOLUN BENİM YOLUMDUR SENİN YOLUN HAK YOLUUR SENİN YOLUUNUN ÖNÜ ACIKTIR AYNI ALNINA BENZER '' demiştir bunu kuran-ı kerimde de görmeniz mümkündür tabi biz bir Türk toplumu olarak Alevisidebenim Sünniside benim dioruz kesinlikle ayrım yapmıyoruz hememiz elhamdürüllah MÜSLÜMANIZ SAYGIALRIMLAA...

    safinaz bunu beğendi.
  5. Alt 02-15-2008, 23:57 #5
    safinaz Mesajlar: 3.348
    Tabiki ayrım olmamalı.Alevilerde müslümandır.Zaten eğer Alevilik Hz.Ali'yi sevmekse ben de Aleviyim.

  6. Alt 02-26-2008, 18:30 #6
    THEHAFIZ Mesajlar: 135
    TheKoKeNn´isimli üyeden Alıntı
    Alevilik bir mesheptir kesinlikle bir tarikat değildir bunu Alevi olduğum için sölemiyorum arakdaslar HZ.Ali herkesin bildiği gibi HZ. MUHANMED 'in (S.A.V) amcasının oğludur ve Alevilere tarikat gözüyle bakanalra sesleniyorum HZ:MUHANMEDİN (S.A.V) su lafını sakın unutmayalım '' YAA ALİ SENİN YOLUN BENİM YOLUMDUR SENİN YOLUN HAK YOLUUR SENİN YOLUUNUN ÖNÜ ACIKTIR AYNI ALNINA BENZER '' demiştir bunu kuran-ı kerimde de görmeniz mümkündür tabi biz bir Türk toplumu olarak Alevisidebenim Sünniside benim dioruz kesinlikle ayrım yapmıyoruz hememiz elhamdürüllah MÜSLÜMANIZ SAYGIALRIMLAA...


    Kur'anı Kerimin neresinde yazıyormuş, bir misal lütfen,
    Kur'an hizip ve fırkalaşmaya kesin karşıdır, lütfen ayrılık otlarınızı Kur'an suyundan sulamaya çalışmayın,

    Metin mete bunu beğendi.
  7. Alt 02-26-2008, 22:35 #7
    Ziyaretci
    TheKoKeNn Mesajlar: n/a
    THEHAFIZ´isimli üyeden Alıntı
    Kur'anı Kerimin neresinde yazıyormuş, bir misal lütfen,
    Kur'an hizip ve fırkalaşmaya kesin karşıdır, lütfen ayrılık otlarınızı Kur'an suyundan sulamaya çalışmayın,

    ismin hafız ama kuran-ıkerim'den habrin yok :S:S keske arapcam olsaydıda sana burda arapca dan türkceye ceviri yapa bilseyydim veya kuran-ı kerimin türjcesi elimde olsaydı:S:S nese herkesin yolu kendisine ''HERKES BENİM GİBİ ALİYİ SEVERSE ALİYİ SAYARSA AYRIM YAPMASSA ALEVİDE BENİM SÜNNÜDE BENİM ''

  8. Alt 02-27-2008, 10:59 #8
    THEHAFIZ Mesajlar: 135
    TheKoKeNn´isimli üyeden Alıntı
    ismin hafız ama kuran-ıkerim'den habrin yok :S:S keske arapcam olsaydıda sana burda arapca dan türkceye ceviri yapa bilseyydim veya kuran-ı kerimin türjcesi elimde olsaydı:S:S nese herkesin yolu kendisine ''HERKES BENİM GİBİ ALİYİ SEVERSE ALİYİ SAYARSA AYRIM YAPMASSA ALEVİDE BENİM SÜNNÜDE BENİM ''

    Arabça bilmene gerek yok kardeş,
    Kuranmeali yaz, gir, istediğin kelimeyi yaz, arıttır, bulursun..
    Ama,Kur'an ne Ali'nin ve ne Veli'nin babasının çiftliği değildir ki, herkes kendi meşrebinin sağlamasını bulsun..
    Kur'an Allah'ı tek veli kabul edenlerin sığınağıdır.
    Kim kimi sever veya sevmez beni ilgilendirmez, ama, eğer birileri Kur'anı kendi sapkınlıklarına ayna yapmaya kalkışırsa, o zaman beni ilgilendirir ve DUR deme hakkımı kullanırım

    Metin mete bunu beğendi.
  9. Alt 12-06-2009, 16:36 #9
    Ziyaretci
    vaseka Mesajlar: n/a
    hafız kardeşim sana bu konuda aynen katılıyorum

  10. Alt 01-29-2010, 20:39 #10
    Ziyaretci
    Kayıtsız Üye Mesajlar: n/a
    bu tarikat diyen arkadaşları kınıyorum.alevilik bir mesheptir bilmediğibir şeyi kesinlikle hakkında yorum yapmakyanlıştır. alevilik ne lduğunu bilmiyorsan kesınlıkle hiç bir yorum yapmamalısınz.alevilikmezhepler arasında en temız en saygın en demokrası en hukukçu ınsanlar ama malesef bizim türkiyede çok yağnış anlatıyorlar aleviliği.eğer alevilik ne oloduğunu bilmiyorsanız araştırın bakın!!alevilik bir tarikat değildir !!!

Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Bu soru sistemi, zararlı botlara karşı güvenlik için uygulamaya sunulmuştur. Bundan dolayı bu kısımı doldurmak zorunludur.



Konu hakkinda benzer etiketler
alevilik nasil ortaya cikti , alevilik nasil cikti , alevilik nasil ortaya cikmistir , alevilik ne zaman cikti , alevilik nasil cikmistir , alevilik ne zaman ortaya cikmistir , alevilik ne zaman cikmistir , alevilik nerden cikmistir ,





Kitap sitesi