BedİÜzzaman, rus komutana nasil karŞilik verdİ ?

--------------------------------------------------------------------------------

" - Ben ahiret diyarına göç-
mek ve Resûlüllah'ın huzuruna var-
mak istiyorum. Bana bir pasaport
lazımdır. Ben îmanıma muhalif
hareket edemem."

"EBU Dücane'yi hatırlarsınız. Uhud muharebesin-
de sayı çokluğuna, teçhizat üstünlüğüne bakarak gu-
rurlanan Mekke müşriklerine karşı pervasızca orta-
ya atılmış; elinde Resul-i Ekrem Hazretlerinin kılıcı,
başında da ölmeye karar vermiş olanların sardıkları
kırmızı sarığı oldugu halde öyle vekarlı ve çalımlı bir
yürüyüş yürümüş ki, pehlivanca yapılan bu yürüyüş
için Resul-i Ekrem Hazretleri:

•- " Bu öyle bir yürüyüştür ki, sadece din düşman-
larına karşı yapılabilir. " buyurarak O'nu tasvib et-
mişlerdir. (Uygun görmüşlerdir.)
Müşriklerin Müslümanları küçümseyip, hakir
görmeleri üzerine yaptığı bu yürüyüşü, İslamın izze-
tini yükselten Ebu Dücane'nin bu hareketi bize, Harb-i
Umumide (Dünya savaşında) Kafkas Cephesinde talebelerinden
teşekkül ettirdiği fırkalarına gönüllü alay kumandanlığı ya-
pan Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin esir düş-
tüğü Rusya'da Müslümanları küçümseyen Rus Baş-
kumandanı Nikola Nikolaviç'e karşı takındığı tavrını
hatırlatır.

Bilindiği gibi "Risale-i Nur Külliyatı." ünvanı altın-
da, bir ihsan-ı ilahi olarak te'lifine (yazımına) muvaffak
olduğu 130 adet eşsiz eseriyle İslama ilmi, imani yön(ler)-
den büyük hizmetler yapmış, "kalbe gelen manalar" olarak
ifade ettiği hakikatlarla içte ve dışta milyonlarca
insanın îmanını kurtarıp, zayıflayan dini bağlarını
takviye etmiş (desteklemiş) olan Bediüzzaman Hazretleri,
asrımızın muhtaç olduğu islami cereyanı teessüs ettirmek-
le (kurmakla) beraber, gerektiği zamanda da muharebe
meydanlarında feragat (tok gözlülük) ve şehamet (kahramanlık)
örnekleri göstermiş, hatta Rus hücumu karşısında hal-
kın geri çekilip kurtulmalarını temin için derin yara-
lar almak pahasına talebeleriyle birlikte Bitlis'te mu-
kavemete (direnişe) devam etmiş, düşman güllelerinden aldığı
üç isabete rağmen teslim olmayan Bediüzzamân, üç
sıra Rus askerini yararak su üzerinde bulunan bir
sütreye girmiş, hem yaralı, hem ayağı kırık bir halde
tam otuz üç saat su ve çamur içinde kalmıştır. O müt-
hiş vaziyette üstlerinde düşman askerleri bulunması-
na rağmen, tam bir vicdan huzuruyla içten yardım isteyerek
yanındaki arkadaşlarına teselli vererek demiş ki:

K- Karşımıza ne vakit çoklukla düşman askeri
gelirse, o vakit silâhlarımızı kullanacağız, kendimizi
ucuza satmayacağız. Bir iki düşman için kurşunumu-
zu sarfetmeyeceğiz. Hoşa giden bir ilahi yardım görülmüş ki
otuz üç saat, onlar Rus askerlerini gördükleri ve Rus askerleri
de onları aradıkları halde bulamamışlardır. Bu esnada Be-
diüzzaman Hazretleri talebeleri olan gönüllü fedailere hitaben:

"- Arkadaşlar; durmayınız... Sizlere hakkımı he-
lâl ettim. Beni bırakınız siz kendinizi kurtarmaya ça-
Iışınız " demişse de, fedakar kahraman talebeleri:
- Sizi bu halde bırakıp gidemeyiz. Seyda! Şehid
olursak yine sizin hizmetinizde olalım, deyip kalmış-
lardı.

Daha sonra Bediüzzaman Hazretleri, Ruslara esir
düşmüş, Tiflis, Kilograf yoluyla Kosturma'ya sevke-
dilmişlerdir. O'nun yüzlerce örnek gösterilecek kahra-
manlıklarından birini teşkil eden, Rus Başkumanda-
nına meydan okuması hadisesi de işte bu esareti sı-
rasında cereyan etmiştir (gerçekleşmiştir).

1948'de yayınlanmış olan "Ehl-i Sünnet" mecmua-
sındaki bu tarihi olayı aynen aktarıyorum :
(Büyük İslam Tarihi) yazarı olan merhum Abdurrahim Bey
diyor ki: "Ben Birinci Dünya savaşında Bitlis mevkiinde ya-
ralı olarak esir olurken Bediüzzaman da o gün esir
düşmüştü. O, Sibirya'ya gönderilmiş, en büyük esir
kampında idi. Ben de Bakü'nun Nangün adasında
idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı ge-
zerken Bediüzzaman'ın önünden geçen Nikola Niko-
laviç'e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıl-
damıyor, Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor.
Tekrar bir bahane ile önünden geçiyor, yine kımılda-
mıyor. Üçüncü defasında da önünde duruyor. Tercü-
man vasıtasıyla aralarında şöyle bir konuşma geçi-
yor: - Beni tanımadılar mı?»
- Evet tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısı-
dır. Kafkas Cephesi başkumandanıdır.
- O halde ne için hakaret ettiler!
- Hayır, ben kendilerine hakaret etmiş değilim.
- Ben mukaddesatımın emrettiğini yaptım.
- Mukaddesatınız ne emrediyormuş?
- Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde imân var-
dır. Kendisinde îman olan bir şahıs, imanı olmayan
şahıstan daha üstündür. Ben O'na ayağa kalksaydım, mukad-
desatıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için
ben ayağa kalkmadım.

- Şu halde bana imânsız demekle benim şahsı-
ma, hem orduma, hem de milletime ve Çara hakaret et-
miş oluyor. Derhal Divan-ı Harb Kurulunda sorguya
çekilsin.

Bu emir üzerine Divan-ı Harb kuruluyor. Karar-
gâhtaki Türk, Alman ve Avusturya subayları ayrı ay-
rı Bediüzzaman'a rica ederek başkumandandan özür
dilemesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevap şu oluyor:
- Ben âhiret diyarına göçmek ve Resülullah'ın huzuruna
varmak istiyorum. Bana bir pasaport lazımdır.
Ben imanıma muhalif hareket edemem.

Buna karşı kimse sesini çıkaramıyor. Neticeyi bek-
liyor. Sorgulama bitiyor. Rus Çarını ve Rus Ordusunu
tahkir (hakaret) maddesinden idam kararı veriyorlar.
Kararı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya
yüksek bir ağırbaşlılık hali içerisinde ,
-Müsaade ediniz 10 dakika vazifemi
ifâ edeyim, diye abdest alıp iki rek'at namaz kılarken
Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitaben :
- Beni affediniz, sizin bena hakaret için bu hare-
keti yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kanuni
muamele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu
hareketinizi imânınızdan alıyorsunuz ve mukaddesa-
tın emirleri ile ifa ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edil-
miş, dini salâhatınızdan (salihliğinizden) dolayı
takdire şayansınız. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar ri-
ca ediyorum beni affediniz.

Bütün Müslümanlar için takdir edilecek bir misal
olan bu salabet-i diniye ve yüksek ahlakı arkadaş-
larımdan bir yüzbaşı şahit olarak anlatıyordu.
Bunu duydukça ihtiyarsız olarak gözlerim yaşla doldu.

Bediüzzaman Hazretlerinin Rus Başkumandanı-
na karşı gösterdiği İslamın izzetini yükselten bu celadeti
(yiğitliği) garib görülmesin. Dünya savaşındaki mağlubi-
yetlerinizden dolayı, seni fazla üzüntülü görüyoruz, diyen-
lere cevaben:
- Ben kendi elemlerime tahammül ettim, fakat
İslam Ehlinin eleminden gelen teellümat (üzüntüler)
beni ezdi. İslam alemine indirilen darbelerin en evvel
kalbime indiğini hissediyorum, diyerek İslam dava-
sının bütün ağırlıklarını kendi iç aleminde yaşayan
Said Nursi Hazretleri, Sıkı yönetim Kurulunda'da de aynı
cesaret ve ağırbaşlılıkla Tarihin Şeref Levhalarına geçen
şu sözlerini söylemiştir:
- Hakkın hatırını kırmayacağım, hakikatı söy-
leyeceğim. Zira Hakk'ın hatırı alidir (yücedir). Hiç bir hatıra
feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın yalnız Hak
sağ olsun.

-Şimdi usandığım güçsüz bir hayatım var, kahro-
layım eğer idamı esirgersem... Merd olmayayım eğer
ölmeye gülmekle gitmezsem.

Sen de Mürtecisin (gericisin) ithamına karşı da:
- Eğer meşrutiyet bir grubun diktatörlüğünden
ibaretse, bütün insanlar ve cinler şahid olsun ki, ben mürte-
ciyim. Bin ruhum da olsa Kur'an'ın tek meselesine fe-
da etmeye hazırım, diyerek hasımlarını şaşırtan bir
iman cesareti ile mukabelede bulunmuştur. Bera-
atindan sonra da teşekkür etmeyerek Bayezid Mey-
danındaki kalabalıkta:
- Zalimler için yaşasın Cehennem diye hay-
kırarak Sultan Ahmed'e doğru yürüyen Bediüz-
zaman Hazretlerinin İslam davasına karşı hissettiği
alaka, mânevi kapıları koparılmış milletlere gönderi-
len Müceddidlerin duymakta olduğu alakadan başka
değildir. O, sadece teessüs ettirdiği İslami cereyan için
sevkedildiği mahkemelerde söylediği şu sözleriyle ken-
dini fiilen tescil ettirmiş, imanını kurtardıgı milyon-
larca insanın şehadetiyle de bu hüviyeti günden gü-
ne vuzuha (açığa) kavuşmuştur.

- Saçlarım adedince başlarım olsa, Rer gün bi-
ri kesilse, bu imân hizmetinden çekilmem. Dünya-
yı başıma ateş yapsanız Kuran Hakikatlerine feda
olan bu başı kafirlere eğmem.

- Yüksek fikirlerinden istifade edelim, diye çağrıl-
dıği o günkü Millet Meclisinde kendisine itiraz eden
Reise karşı da şunları haykırmaktan asla çekinmemiş-
tir:
- Kainatta en yüksek hakikat imandır. İman-
dan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin
hükmü merduttur (Red olunmuştur.) Cenab-ı Hak
Kur'an-ı Keriminde yüz yerde edasını emrettiği na-
mazdan daha büyük bir hakikat olsaydı imandan son-
ra onu emrederdi.

İslam en ince ve en derin meselelerini asrımı-
zın idrakine en isabetli şekilde ifade eden Bediûzza-
man Hazretlerinin hüviyetini tam olarak anlatabil-
memize imkan yoktur. O'nun İslam aleminin istifade-
sine arzettiği 130 adedi bulan (Risale-i Nur Külliyatı)
ihata edemediğimiz yüksek şahsiyet ve üstün ilmi eh-
liyetinin münakaşa götürmez senedleridir.

Herkese yeis ve ümidsizlik veren bir rivayeti O
"Kastamonu Lâhikası" adlı eserinde başka eserlerde
rastlayamayacağımız ikna edici vasfiyle izah eder:
Son anlarını yaşayan bir hastanın susuzluktan
ciğerinin yanması üzerine, elinde bir kadeh buzlu su
gösteren Şeytana imanını verip suyu alabileceği, böy-
lece hayatı boyunca sarıldığı îmândan mahrum olaca-
ğı rivayetini şu şekilde cevaplandırır:
... Hakikate ermiş İman, ilmelyakinden (bilgi ile bilme)
hakkalyakine (yaşarcasına bilme) yakınlaştıkça artık yok
edilemeyeceğine Hakikat ve keşif ehli hükmetmişler ve
demişler ki: (Sekerat vaktinde (ölüm sarhoşluğunda)
Şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde
düşürebilir.) İlmelyakinden hakkalyakine yükselen bu
nevi Hakikate ermiş İman ise yalnız akılda dur-
muyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem
öyle latifelere sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli
o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı yok olmaktan koru-
nuyor.

Başka yerlerde kolay kolay göremediğimiz tatmin
edici izah Bediüzzaman'ın 130 adedi bulan eşsiz eserle-
rinde işlediği binlerce mevzulardan biridir.

Yüce ruhlarına binler fâtihalar olsun O Aziz Üstadın!