1623 Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (madden ve manen) en temiz olanlarından yeyin. Allah'a şükredin. Eğer (hakikaten) O'na kulluk ediyorsanız. Allah size ölüyü (murdar hayvanı) kanı, domuz etini, bir de Allah'tan başkası için kesileni haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye muzdar kalırsa (ölüm tehlikesine düşerse) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) aşmamak şartıyla, onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz ki Allah, çok yargılayıcı, hakk ile esirgeyicidir"(21) hükmü beyan buyurulmuştur. Âyet'teki "Tayyibat" (temizlik)den maksad; helâl rızıklardır. Allahû Teâla (cc)'nın helâl kıldığı her şey temiz, haram kıldığı her şey ise pistir. Ömer b. Abdülaziz (ra)'e göre; "Pak'dan murat, yenen şeylerin değil, kazancın temiz olmasıdır. O'nun bu görüşünü, şu Hadis-i Şerif teyid eder: "Resûlullah: Ğ Hakikaten Allah temizdir, ancak pak olanı huzuruna kabul eder. Allah elçilerine emrettiğini, mü'min kullarına da emretmiştir." sözlerine devamla "Ey Resûller!.. Temiz ve helâl olan şeylerden yeyin. Güzel amel(ve hareket)lerde bulunun. Çünkü ne yaparsanız hakkı ile bilenim. (Mü'minûn Sûresi: 51) "Siz rızıklandığınız şeylerin en temizlerinden yeyin" (Tâ-Hâ: 81) ayetlerini okudu ve bir kimse; tozlu topraklı ve yorgunluk veren uzun bir yolculuktan sonra ellerini göğe doğru kaldırarak "Ya Rabbi!.." diyerek dua yapmaya başlar. Halbuki onun yediği, içtiği, giydiği ve gıda olarak aldığı herşey haramdır. O'nun duası kabul olunur mu?" buyurdu. Temiz rızık hakkında Resûlullah (sav)'ın beyanlarından daha güzeli olmaz.(22)
1624 Kur'ân-ı Kerîm'in: "Şüphesiz ki vücudunuz, sizin vasıtanızdır (binitinizdir). O'na rıfkla (merhametle) muamelede bulununuz. O'nu acıktırıp halsiz (ve dermansız) bırakmanız, merhamet değildir"(23)
Hadis-i Şerif'ini esas alan Hanefi fûkahası: "Yemek-içmek dört kısımda mütalâa edilir.

Birincisi: Hayatı idame ettirecek (ölmeyecek) kadar yemektir ki; bu farz olan miktardır. Bir kimse yeme-içmeyi terkederek ölürse günahkâr olur.


İkincisi: Mendubtur; bunun miktarı, farz olan miktardan fazladır. Orucu kolaylıkla tutabilmek ve namazı ayakta edâ edebilecek kadar güç kazanmak için yenen miktardır. Esasen (gıdayı terk ederek; ibâdet yapamayacak derecede acze düşürecek olan riyazet (perhiz) yapmak, câiz değildir.


Üçüncüsü: Mübahtır; ibadetleri (namaz, oruç, cihad vs.) hakkı ile edâ edebilmek için güçlü olmayı kasdederek, kendine iyi bakmaktır.


Dördüncüsü ise; haramdır!.. Bu israfı beraberinde getiren ve vücûda zarar veren yeme şeklidir."(24) hükmünde müttefiktir.


1625 Kur'ân-ı Kerîm'de: "Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez"(25) hükmü beyan buyurulmuştur. Daha önce "İsraf" kavramı üzerinde durmuştuk!(26)

Muhakkak ki mü'minler; Allahû Teâla (cc) tarafından kat'i olarak haram kılınan israftan şiddetle kaçınırlar. Resûl-i Ekrem (sav): "Mide hastalıklar evidir. Perhiz ve az yemek her devanın (şifanın) başıdır. Bedenine adet ettiği şeyler ver"(27) buyurduğu bilinmektedir. Evlenme imkanı bulamayan gençlerin; şehvetlerini (aşırı biçimde) artıracak yemeklerden uzak durmaları esastır. Şehvetinin artmasından endişe eden gencin; şehvetini kırmak için oruç tutması sünnettir. İbâdetlerini yerine getirebilecek kadar yemesi, fazlasından kendini tutması uygun olur. Nefsine hâkim olabiliyorsa, ihtiyaç nisbeti yemesi mübahtır.(28) Kur'ân-ı Kerîm bunu tavsiye buyurmuştur.

1626 YEMEKTEN ÖNCE ELLER YIKANMALIDIR:
Hz. Selman-ı Farisi (ra)'den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav); yemekten önce ve sonra ellerin yıkanmasının, yemeği bereketli kılacağını beyan buyurmuştur. Hanefi fûkahası; "yemekten önce evvela gençler, sonra yaşlılar ellerini yıkarlar. Yemekten sonra ise; bunun aksi esastır. Yani önce yaşlılar, sonra gençler yıkar"(29) hükmünü beyanla, bu husustaki sünneti izah etmiştir. Yemeğin sünnetlerinden birincisi; yemekten önce ve sonra ellerin yıkanmasıdır.


1627 YEMEĞE BESMELE İLE BAŞLANILMALIDIR: Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav): "Sizden biriniz yemek yemeğe başladığı zaman besmele çeksin. Başlarken besmeleyi unutursa "başlarken ve sonunda bismillah" desin"(30) buyurmuştur. Hanefi fûkahası; yemeğe başlarken besmele çekmenin sünnet olduğunda müttefiktir. Zirâ Resûl-i Ekrem (sav) bunu hiç terketmemiştir.(31) Ancak "haram" olan herhangi birşey yenir veya içilirse; kat'iyyen besmele çekilmez.


1628 SAĞ ELLE VE ÖNÜNDEN YEMEK TAVSİYE EDİLMİŞTİR: Hz. Ebû Seleme (r.anha) validemizin oğlu Ömer (ra)'den şu şekilde rivayet olunmuştur: "Ben Resûlullah (sav)'ın terbiyesi altında olan bir çocuktum. Yemek yerken elim, yemek kabının her tarafında dolaşırdı. Resûlullah (sav) bana: "Ey oğul (yemeğe başlarken) Allahû Teâla (cc)'nın adını an (besmele çek), sağ elinle ve sana yakın olan taraftan ye!.." buyurdu. Ondan sonra ben; her zaman besmele çeker, sağ elimle ve önümden yemek yedim"(32)


1629 YEMEKTEN SONRA "EL-HAMDÜ Lİ'LLAH" DENİLMELİDİR:

Hanefi fûkahası; yemekten sonra "El-Hamdû Li'llah" denilmesinin sünnet olduğu hususunda müttefiktir.(33) İbn-i Abbas (ra)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Bir kere ben Resûlullah (sav) ile beraber Halid b. Velid'de bulunduğu halde Meymûne'nin odasına girmiştim. Meymûne bize içi süt dolu bir kap ile geldi. Resûlullah (sav) içti. Ben de yanında kendisiyle beraberdim. Halid de sol tarafında idi. Resûl-i Ekrem (sav) bana: "İçmek nöbeti senin hakkındır. Fakat istersen Halid'i tafdil edebilirsin!.." buyurdu. Ben de "Ya Resûlullah, senin artığını hiçbir kimseye bahş-û ihsan edemem" dedim. Sonra Resûlullah (sav): "Kim ki, Allah ona bir taam yemek müyesser kılarsa, o kimse: ""Ya Rab!.. Bu nimetini bize mübarek kıl ve bundan daha hayırlı ni'metlerini it'am ve ihsan buyur!.." diye dua etsin. Cenab-ı Hak her kime de süt içmek nasib ederse, o da: "Ya Rab!.. Bu sütü bize mübarek kıl, bundan ziyadesini de bize ihsan buyur" diye dua etsin." buyurdu.(34)

1630 Müslümanların; mutfak eşyası hususunda da, titiz olmaları zaruridir. Altın ve gümüş kaplarda yemek yemek câiz değildir. Resûl-i Ekrem (sav) altın ve gümüş kapları (yemek ve içmek hususunda) kullanan bir kimse hakkında: "Muhakkak ki o midesine ancak cehennem ateşi gönderir" buyurmuştur. Kaldı ki; altın ve gümüş kap kullanmada, müşriklere benzeme söz konusudur. Hadiste nehiy umûmi olduğu için; erkek ve kadın bu hususta müsavidir. Yine altın ve gümüş kaşıkla yemek yemek, bu mâdenlerden yapılmış mil ile sürme çekmek ve diğer eşyaları kullanmak caiz değildir.(35) Kalaylı bakır, cam, billûr ve akik kapların kullanılmasında bir beis yoktur.(36) İmam-ı Şâfii (rha) bunların kullanılmasının da mekruh olduğunu, çünkü bunlarla da tefahür (başkasına karşı böbürlenmek ve övünmek) hadisesinin cereyan edebileceğini esas almıştır. Hanefi fûkahası; altın ve gümüş eşyadan başkası ile tefahür adetinin olmadığını beyan ederek, diğer maddelerden yapılmış kapların kullanılmasının mübahlığını benimsemiştir.(37)


1631 Yine altın ve gümüş ile yaldızlanan sandalyenin kullanılması da câiz değildir.(38) Bütün bunlar saf altın ve saf gümüşle ilgilidir. Başka mâdenlerle karışık olursa; kullanılmasında bir mahzur yoktur.

1632 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim da'vete icâbet etmezse, Ebû'l Kasım'a (yani peygambere) isyan etmiştir"(39) buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla meşrû olan her da'vete icâbet etmek sünnettir.


1633 Bir kimse; içinde münker bulunan (şarap, müzik, vs.) bir düğün yemeğine davet edilse; (mahiyetini bildiği takdirde) o da'vete icâbet etmez.(40) Dolayısıyla şarap, rakı, bira vs. gibi haram olan müskiratın kullanıldığı sofralara oturmak câiz değildir.