İstanbul´a yavaş yavaş kış geliyor. Sonbahar yaprakları düştü sokaklara. Nedense hüzün ayı demiş bazıları Eylül´e. Ben ise hayatı bir eylül gibi görüyorum zaten. İnsan bu dünyada hüzünle yaşıyor sürekli bence, asıl sevdiğinden ve asıl mekanından uzak kaldığı için... Geçtiğimiz yıllarda yazmıştım bu yazıyı. Hiç ellemeden yayınlıyorum.

Büyümekten nefret etmediğimi itiraf edeyim size. Kimileri saklar ya yaşını! Kimden saklıyorsun? Benim bilmem önemli değil ki, o senin yaşamın! Ben yaşamıyorum ki senin hayatını, benden gizlemen niye? Kendinden saklayamazsın ki!...

Sahi neden büyümek hoşumuza gitmez? Yoksa büyümekten korkmamızın sebebi, ayrılık mı? Bu dünyadan ayrılacağımız zamanı düşünmek; ölümü düşünmek mi?

Eylül ayrılık ve hüzün ayı. Bu ay yazara, şaire, şarkıcı-türkücüye hep hüzünle seslenmiş. Bu ayı ağzına alan başlamış ağlamaya. Neden acaba? Ben öyle fal, büyü gibi şeylere asla inanmam. Hayatımda hiç ama hiç piyango oynamadığı söylemeliyim. Bazı gün ve ayların, yada bazı mekanların kutsallığına bir şey demiyorum ama bana göre hepsi aynı. Fark eden bir şey yok benim gözümde. Değer vermek ayrı. Yanılmıyorsam Hz. Ömer, Kabe?de bulunan o meşhur siyah taşın önüne geldiğinde ?ey taş. Eğer Rasulallah seni öpüp değer vermeseydi, vallahi sen benim için diğer taşlardan farklı değilsin? demişti.

23 yaşı daha genç sayılabilecek bir yaş belki. Haklısınız. Size hak veriyorum. Bu sefer boyumdan büyük laflar etmeyeceğim? Aslında çok konuşmayı da sevmem. Bunu duyunca şaşırdınız belki ama gerçek bu. Bakmayın radyo mikrofonlarını işgal edip, cicili-bicili sözler sarf etmeme! Rol gereği yapıyoruz, hayatın bize biçtiği rolün bir parçası buda işte. Söylemem gereken ne çok şeyler biriktirmişim meğer diyorum bazen?

Hayatın ortasına düşüvermiş biriyim ben?

Yaşamın gayesini anlamaya çabalıyorum. Yaşamın ortasından bakıyorum kainata. Yükselmek bazen birinin eliyle, bazen de düşünce egzersizleriyle olur. Bolca yapılan tefekkür insana çok şeyler kazandırabilir.

Hayatın ortasında, günahların göbeğinde, Gül Sultan?dan asırlar uzakta, kainatın ufuklarından bahsetmek düşüncesinde değildim ama birden aklıma takıldı bunlar. Yazmazsam içimde tutarsam sorumlu olurum biliyorum. Yaşamak ve yazmak bazen bizi sorumluluktan kurtarabiliyor. İçimizde sakladıklarımızın hesabını verme durumuyla karşılaşabiliriz!

Bazen insan öyle ufuklara ulaşır ki, Hz. Hızır sana gelip dersler verir. Bir gözünü kapatırsın bakarsın ki, Hz. Abdulkadir-i Geylani seninle birlikte, aynı sofradasın. Hallac-ı Mansur neden ?enel hak- demişti bilemiyorum ama zannediyorum bununla vazifeliydi. Mevlana, asırlar öncesinde güneş sisteminden bahsederken sanıyorum böyle bir yükseliş ufkuna girmişti. Şuurun en üst seviyede olduğu haller bunlar, insanın anlayamayacağı durumlar. Bunlar birer sırdır, Allah herkese nasip etmez bunu.

Eylül ayrılık ayı, hüzünlerin çöreklendiği ay.

Ayrılıklarla kıpırdayan yapraklar, rüzgara inat yerinde duruyor sessizce. Ayrılık rüzgarı esiyor kainatta. Tüm Eylül ayrılık fısıldıyor sanki kainata. Ama içimde de müthiş bir coşku beni sarıp, sarmalamış.

Karşıyaka-Konak Vapuru her zamanki gibi martıların sessizliğinde yol alıyor. Martılar var çevremizde, hayata tutunmaya çalışıyorlar. Deniz yüzeyine çıkan hayata küsmüş balıklar onları hayata tutan en önemli etken. Yaşam çok garip. Kimileri yaşama tutunmak için, birilerinin yaşamdan umutlarını kesmeleri gerek sanki. Doğayı, hayvanları anlatan belgeseller hep ilgimi çekmiştir o nedenle. Birinin ölümü, diğer bir canlıya hayat vermekte. Ve Evren bu düzen içinde ancak varlığını devam ettirebilmekte. Sistem otomatik sanki, yapılacak ufak bir değişiklik bu sistemi altüst eder. O nedenle bir at nasıl insana hizmet ediyorsa, aynısını aslında bir çekirgede yapıyor. Ama biz yani ?insan? bunları düşünmekten uzağız!

Hayat, bizim yaşamamıza bağlı olarak bizi yükseltir yada alçaltır. Dünyaya tertemiz gelen insan, zamanla kirlenebilir. Kirler tüm her yeri kaplamadan temizlemek gerekir. Kainatı düşünmek, yaratıcının kudretini ve nizamını düşünmek insanı temizleyen bir faktördür. Tefekkür ufku insana çok şeyler kazandırır. Bolca zikretmek ve tefekkür insan denilen varlığı çok yüksek ufuklara taşır.Yeter ki doğrudan ayrılmasın. Ayrılmamak tüm dileğim?

Yakup Tutum